punk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
punk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Kasım 2011 Cuma
WIZO - RAF
deutsch-punk grubu wizo'nun raf şarkısı. aşağıya şarkının sözlerinin türkçe çevirisini koydum ki, anlayın, seviyorsak bir nedeni var. ve bir ihtimal punk'ın içerikten yoksun olduğu önyargısı hafiften sallansın tahtında.
daha küçük birer veletken
fazla bir şey bilmezdik
ama raf - polis oynamayı severdik
ben hiç polis olmak istemedim
çünkü polisler yalnızca pisliktir
terörist olmayı tercih eder
ve her şeyi havaya uçururdum
ve okuldaki sırama bir raf yıldızı kazıdım
şişko domuz müdürümüz öfkeden neredeyse patladı
kızıl ordu fraksiyonu - harika bir gruptunuz siz
kızıl ordu fraksiyonu - ben sizi hep süper buldum
ne yazık ki size katılmak için daha çok küçüktüm
yine de daha o zamandan kalbim kızıl ordu fraksiyonu için atardı
raf ne yazık ki neyin hayalini kurduğunu anlatmayı beceremedi
teori entellektüel ve karmaşıktı
onun için savaştıklarını
küçük adam asla tam olarak anlayamadı
böylece devlet onları halk düşmanı ilan ederek tecrit edebildi
raf denince kodamanlar altlarına sıçıyordu
onları her gece kovalayan kabuslarıydı
2 Aralık 2010 Perşembe
SLIME!

deutschpunk efsanesi "slime", dün akşam nürnberg'in uydusu erlangen'de sahne aldı. 1979'da kurulan ve 1994'te dağılan grup, geçtiğimiz yıl otuzuncu yılını kutlamak için yeniden biraraya gelmişti. konserin düzenlendiği e-werk 80'li yılların punklarından yaşını başını almış bir zamanların ev işgalcilerine, her yaştan otonomlardan "punk's not dead" diye haykıran gençlere içinde yaşadıkları, insanın kendisine varıncaya değin her şeyi metalaştıran toplumla barış anlaşmasını imzalamamaya ant içmiş insanlarla iğne atsan yere düşmeyecek biçimde doluydu.
şehrin görüntüsünü güzelleştiren, ama aynı zamanda birçok açıdan hayatı çirkinleştiren bembeyaz kar örtüsünü hesaba katarak 10'da başlayacak konsere gitmek üzere nürnberg tren garında 7 buçukta toplandık. iptal edilen tren seferleri, az biraz ilerleyip insana ümit veren, hemen sonra bilinmeyen bir nedenden durarak konsere yetişme umudumuzu tekrar elimizden alan tren, nürnberg-erlangen arasındaki fürth'de zorunlu bir mola ve tüm aksiliklere karşı kutu bira ve jägermeister'le ısınmaya ve gülümsemeye çalışmak... ama her zaman olduğu gibi geçip giden zorlu bir maceranın - hele bir de sonu mutlu bitiyorsa - tatlı bir anıya dönüşmesi: "slime" sahneye çıktığında karlara bata çıka e-werk'e ulaşmış, soluklanacak olmasa da bira alacak zamanı bulmuştuk.
kurulduğu günlerde ilk olarak hamburg'da neuengamme gençlik hapishanesinde sahne alması, grup hakkında belki de bu yazının anlatabileceğinden çok daha fazlasını söylüyor: "slime", o günden bu yana şarkılarını hep mahpuslar, punklar, otonomlar, ev işgalcileri, işsizler ve yoksullar için çaldı. ve hepimizin insanca yaşamasının önündeki bütün engellere karşı ayağa kalkmanın sembolü oldu şarkıları.
1980'de ilk albümünü bağımsız olarak çıkaran ve yalnızca konserlerde, işgal evlerinde, punkların ve otonomların buluştuğu meyhanelerde satan "slime", işgal evlerinde, yürüyüşlerde, punk festivallerinde sahne alırken, çoğu konser, sahnede son akorların basılmasıyla değil, dinleyicilerle polis arasındaki sokak çatışmalarıyla son buluyordu. "soğuk" almanya'nın "sıcak" sokaklarında polisin saldırganlığına suratlarında alaycı bir gülümseme ve ellerinde taşlarla cevap veren gençler baş rolü oynasalar da, "slime" da "bullenschweine" ("polis domuzları"), "A.C.A.B.", "deutschland muss sterben" ("almanya ölmek zorunda") gibi şarkılarla fünyeyi ateşliyordu.
"slime", zaten can sıkıntısının ve teslimiyetin egemen olduğu günlük yaşamın griliğinin köküne konan bombanın fitilini ateşlemek için çalıyordu. şarkıların yaydığı kışkırtıcı koku o kadar karşı konulmazdı ki; "slime"ın melodileri, ceplerinde taş, yüreklerinde ateş taşıyanların karalara bürünüp, anne-babalarının ruhsuzluğunu ateşe vermek için sokakları doldurduğu saatlerin "soundtrack"i oluyordu.
"beton combo", "middle class fantasies", "aheads" gibi dönemin diğer dikkat çekici politik punk gruplarıyla almanya turnesine çıkan grup, vosvos'larıyla almanya'nın - nazi geçmişiyle arasındaki tek bağ olmayan - otoyollarında hala mercedesler'e ve bmwler'e sollansa da, kült haline gelen diğer punk gruplarının kaderini paylaşıyor ve "ticarileşme", "punk ruhuna ihanet" suçlamalarıyla karşı karşıya kalıyordu. polisle çatışmalar, 1982 yılında hannover ve münih'te yerlerini sahnedekilerle dinleyiciler arasındaki tekme-tokat kavgaya bırakıyordu.
aynı yıl, "slime"ın alman polisini SA ve SS'e benzettiği "polizei, SA, SS" devlet tarafından sansürlenen ilk punk şarkısı oldu. ancak sansür geri tepecek, "slime"ın ününe ün katacak, ama alman devletinin tavrı daha da sertleşecekti. "slime", hamburg'da "dead kennedys"le beraber sahne alırken, yüz kişilik bir "robocop" birliği, daha konser başlamadan yerlerini alıyordu. ancak siyasi taktik ve stratejiden "vur kafasına"yı anlayanlar bir kez daha kaybedecek, çıkan olaylar sonrasında yüz polisin yirmi altısı korkudan, "bir daha böyle bir korkuyu yaşamamak için" polislikten istifa edeceklerdi.
"birinci slime dönemi", grubun kurulmasının beş yıl ardından, 1984'te sona eriyordu. bir yandan anti-kahramanlar olarak başladıkları müzikal yolculuklarında gittikçe "kahraman"lara dönüşmek, diğer yandan yükselmeye başlayan "isyan ruhuna ihanet" suçlamaları: iki ucu boklu değnek... "sex pistols" olmamak için geriye grubu dağıtmaktan başka bir şey kalmamıştı.
"slime" 1990'da yeniden kurulana kadar yalnızca bir kez işgal evlerinin "anavatan"ı hamburg-hafenstraße'de konser vermek için biraraya geliyordu; sonuç: iki bin litre bedava bira, sokak çatışmaları ve hamburg limanı'nda batmaktan son anda kurtulan bir gemi...
"ikinci slime dönemi", birincisinden de kısa sürerek 1994'te sona ermeden önce, konserlerin yanında iki yeni albümü beraberinde getirecekti: metal tınıları taşıyan ve "slime" tarzından yalnızca müzikal açıdan değil, sözlerinin görece suya sabuna dokunmamasıyla da ayrılan "viva la muerte" ("yaşasın ölüm") ve "işte slime bu" dedirten "schweineherbst"... paul celan'ın "der tod ist ein meister aus deutschland"ı da ("ölüm almanya'dan gelen bir ustadır"), "slime"ın tınılarıyla "şiir"in "punk"a dönüştüğü an olarak tarihe geçecekti.
"akşam vakitlerinde içmekteyiz sabahın kapkara sütünü
ve öğlenlerle sabahlarda bir de geceleri
hiç durmaksızın içmekteyiz
bir mezar kazıyoruz havada rahat yatılıyor
bir adam oturuyor evde yılanlarla oynayıp yazı yazan
hava karardığında almanya'ya senin altın saçlarını yazıyor margarete
bunu yazıp evin önüne çıkıyor ve yıldızlar parlıyor
köpeklerini çağırıyor ıslıkla
sonra yahudilerini çağırıyor ıslıkla toprakta bir mezar kazdırıyor
bize buyruk veriyor haydi bakalım şimdi dansa
gece vakitlerinde içmekteyiz sabahın kapkara sütünü
ve sabahlarla öğlenlerde bir de akşamları
hiç durmaksızın içmekteyiz
bir adam oturuyor evde yılanlarla oynayıp yazı yazan
hava karardığında almanya'ya senin altın saçlarını yazıyor margarete
senin kül olmuş saçlarını sulamith bir mezar kazıyoruz
havada rahat yatılıyor
adam bağırıyor daha derin kazın toprağı siz ötekiler
şarkılar söyleyip dans edin
tutup palaskasındaki demiri savuruyor havada gözlerinin
rengi mavi
sizler daha derine sokun kürekleri ötekiler devam edin
çalmaya ve dansa
gece vakitlerinde içmekteyiz sabahın kapkara sütünü
ve sabahlarla öğlenlerde bir de akşamları
hiç durmaksızın içmekteyiz
bir adam oturuyor evde senin altın saçların Margarete
senin kül saçların sulamith adam yılanlarla oynuyor
sesleniyor daha tatlı çalın ölümü çünkü o almanya'dan
gelen bir ustadır
sesleniyor daha boğuk çalın kemanları sonra sizler
duman olup yükseliyorsunuz göğe
sonra bir mezarınız oluyor bulutlarda rahat yatılıyor
gece vakitlerinde içmekteyiz sabahın kapkara sütünü
sonra öğlen vakitlerinde ölüm almanya'dan gelen bir ustadır
akşamları ve sabahları içmekteyiz hiç durmadan
ölüm bir ustadır almanya'dan gelen gözleri mavi
bir kurşunla geliyor sana tam göğsünden vurarak
bir adam oturuyor evde senin altın saçların margarete
köpeklerini salıyor üstümüze havada bir mezar
armağan ediyor
yılanlarla oynuyor ve dalın düşlere ölüm almanya'dan
gelen bir ustadır
senin altın saçların margarete
senin kül olmuş saçların sulamith"
"schweineherbst"le eski kışkırtıcılık geri dönüyordu. 90'ların ilk yarısı nazilerin polis korumasında göçmenlere karşı gerçekleştirdiği pogromlara sahne olurken; artık yavaştan yok olmaya başlayan ev işgal hareketinde değilse de, nazilerin - ölmek bilmeyen zombiler gibi - yeniden dirilmelerine karşı ayaklanan anti-faşist harekette yeniden buluşuyordu otonomlar, punklar ve "slime"ın melodileri...
Etiketler:
almanya,
antifa,
erlangen,
ev işgal hareketi,
konser,
müzik,
ölüm almanya'dan gelen bir usta,
paul celan,
punk,
slime,
şiir,
tarih,
video
19 Eylül 2010 Pazar
KAÇIRDIKLARIM # 2

daha önce de yazmıştım gidemediğim konserlerle ilgili, ama ne yalan söyleyeyim, "yazı dizisi" olmasını hedeflemedim hiç. ve ne yazık ki "dizi"leşme yolunda bir adım atmak zorunda kalıyorum...
bu haftasonu gelenekselleşeceğini umduğum punk ve skinhead festivali out of control'un üçüncüsü düzenlendi. ve ben, ne gökkuşağının insanın suratına sinsice sırıttığı yağmurla güneş arasındaki en hızlı, en hain geçişler, ne de faşistlerin yürümesini engellemek için komşu şehir fürth'ün caddelerini eksi on altı derecede neredeyse on saatliğine trafiğe tıkadığımız günde burnum akmışken, durduk yerde yatağa düştüm. saatleri yatakla tuvalet arasında gidip gelerek geçirdim. yatmadığım her saniyeyi ya kusarak ya sıçarak geçirdim; ki bu kadar sıvı kaybedince insanın bir süre sonra zaten kusmak için bile ayağa kalkmak gelmiyor içinden. aldığım bütün ilaçlar, kendimi yemeye zorladığım her lokma ekmek, hatta ölmemek için içtiğim su ya aşağıdan ya yukarıdan en kısa sürede bedenimi terketti.
böylece hasta olup yatağa düşmemle taş gibi "bana bir şey olmaz" geleneğim tarihe gömülürken, kesinlikle gitmeyi istediğim bir festivali daha ıska geçerek bir başka geleneğin temellerini daha da sağlamlaştırdım. kısacası haftasonum "yetmez ama evet"çilerin akp analizi gibi geçti: hem devrimci, hem muhafazakar! (aslında bu cümleyle bitiyor bu gönderme, çünkü benim gibi zevk için dahi olsa yazan bir insanın, hem kendi yazma, hem de okurun okuduğunu anlama, yorumlama kabiliyetine yapabileceği en büyük hakaret ne yazdığını aynı yazının içinde açıklamaktır. ama dayanamadım, bu parantezi açıyorum: bir üstteki paragraftaki kusma, ishal ve bu paragraftaki akp, "yetmez ama evet" gibi kelimeler; geçirdiğim haftasonuyla sözü geçen siyaset arasındaki bir başka ilişkiye işaret ediyor. sodom'un 120 günü'nü izleyip "beğenmedim, çok iğrençti" diyebilen insanların sayısının hiç de az olmadığı bir dünyada size de, bana da hakaret etmem kaçınılmaz ne yazık ki...)
out of control'la ilgili lafı uzatmadan sahne alan gruplardan bir seçmeyle devam ediyorum...
isveçli "gerçek punkrock" grubu ticking bombs'dan stalker's revenge...
başlı başına bir tür olan alman punk'ının ("deutschpunk") 80'li yıllardan günümüze kalan bir klasiği olan artless'tan mein bruder ist ein popper (ne yazık ki görüntülü bir versiyonunu bulamadım...
skinheadler ve diğer ska-severler için de değişik gruplar sahne aldı, örneğin frankfurt'tan, canlı izlemenin her zaman ayrı bir keyif olduğu antifaşist oi! grubu stage bottles... aşağıda bir klasikle, solidarity'yle stage bottles...
italya'dan - en azından benim için yarı efsane olan - klasse kriminale'den welcome to genoa... (görüntüler carlo giuliani'nin öldüğü güne ait...)
ve son olarak: bizim evde kaldıklarından hasta halimle out of control'a gidemesemde muhabbetleriyle festival havasını solumama yardımcı olan ingiliz (ingiltere'den demek daha doğru, zira londralı grup bir belçikalı, bir hollandalı ve bir kanadalı'dan oluşuyor.) politik punk grubu the restarts'tan frustration...
Etiketler:
artless,
klasse kriminale,
konser,
müzik,
nürnberg,
out of control,
punk,
ska,
stage bottles,
the restarts,
ticking bombs
4 Temmuz 2010 Pazar
I'M FOREVER BLOWING BUBBLES

herhalde dünya kupası bünyemi doyurmak yerine bağımlılığımın dozunu arttırmış olacak, dün gece bu kadar futbolun üstüne bir de utanmadan green street hooligans'i izledim. şimdiye kadar izlediğim en güzel holigan filmiydi.
yüzüklerin efendisi'ndeki frodo rolüyle ezberimize kazınmış elijah wood'un başrolünü oynadığı film, harvard'daki gazetecilik öğretimini bitirmesine aylar kala haksız yere okuldan atılan matt buckner'ın abd'yi terkederek ablasının yanına londra'ya gitmesiyle başlıyor. şans eseri ablasının kocasının kardeşi aracılığıyla west ham taraftar grubu GSE'yle ("green street elite") tanışan matt sadakati ve kendini savunmayı (kastettiğim yalnızca kavga etmek değil) öğreniyor.
filmi uzun uzun anlatmayacağım, fazla ayrıntıya girerek izleme keyfinizi azaltmaktan korkuyorum. eğer futbolla, taraftarlıkla, holiganlıkla - teorik ya da pratik - bir şekilde ilişkiniz varsa mutlaka izleyin derim. kesinlikle football factory'den daha güzel ve daha gerçekçi. holiganları, uyuşturucu, mafyatik ilişkiler vb. klişelerden uzak, herkes kadar insan - evi, ailesi, mesleği olan insanlar olarak anlatmasının yanında, şiddetin çekiciliğiyle fight clubvari bir ilişki kuruyor.
filmi izlerken şarkıyı sık sık duyacaksınız zaten, ama ben yine de ingiliz punk grubu cockney rejects'in I'm forever blowing bubbles cover'ıyla bitireyim.
Etiketler:
cockney rejects,
elijah wood,
futbol,
green street hooligans,
I'm forever blowing bubbles,
müzik,
punk,
sinema,
video,
west ham united
5 Haziran 2010 Cumartesi
KAÇIRDIKLARIM

şimdiye kadar aklıma gelen birçok konuda bir şeyler yazmışım: zaman zaman okuduğum kitaplardan alıntılar koymuşum bloga, zaman zaman gittiğim şehirler hakkında bir şeyler karalamışım, izlediğim filmlerden bahsetmişim, tabii bir de siyasete girip çıkmışım sıkça. sanırım hakkında yazmadığım tek şey yapamadıklarım oldu. son günlerde yapmak isteyip çeşitli nedenlerden yapamadığım o kadar çok şey oldu ki, biraz da onlar hakkında yazmak artık kaçınılmaz hale geldi.
geçtiğimiz cumartesi daha önce başına gelenlerden bahsettiğim berzan için bir yürüyüş düzenlendi. nürnberg gibi yalnızca yarım milyon insanın yaşadığı bir şehir için oldukça geniş katılımlı bir yürüyüştü. aynı günün akşamıysa fight back festivali vardı. ancak bedenimin emin adımlarla beni yarı yolda bırakma yolunda ilerleyen bölümlerinden olan boşaltım sistemim, otonomlar, ultra grupları vs. için kült statüsündeki italyan street punk efsanesi "los fastidios"u ve daha birçok ilginç grubu (alman punk rap grupları "kurzer prozess", "radical hype", bir gün punk rock klasiği olacağına inandığım "feine sahne fischfilet" ve kanada'dan "the class war kids") canlı dinleme fırsatını elimden aldı. cuma günü başlayan ishal cumartesi akşama kadar sürünce ve ben cumartesi gününü kızgın güneşin altında geçirince bedenim iflas etti. ve böylece evde oturup eurovision'u baştan sona izledim. (aslında eurovision üstünden kültürel transnasyonalite ve avrupa birliği projesi hakkında bir yazı yazacaktım, ama alman bürokrasisi hem çok zamanımı aldığından, hem de kafamı meşgul ettiğinden ona da fırsat olmadı.) sefasını süremediğim festivalin cefasını çekmekten kurtulamadım ama: festivale katılan punk grubu "rasta knast" bizim evde yattı. sabaha karşı sarhoş eve gelip mutfakta votkanın dibine vuran elemanlar anırtılarıyla uyumama engel oldu.
aşağıda "los fastidios" klasiği "antifa hooligans"...
geçtiğimiz çarşamba akşamı param çıkışmayınca ingiltere'de yetmişli yılların ikinci yarısında bir punk efsanesi olmuş "sham 69" konserine gitmekten vazgeçmek zorunda kaldım. 1975'te kurulan "sham 69", konserleri - karşı olduklarını ısrarla tekrarladıkları - ingiliz faşistlerinin uğrak yerine dönüşüp, kavgalar, yaralılar her "sham 69" konserinin ayrılmaz bir parçası haline gelince 1980 yılında dağılma kararı almıştı. 1987 yılında yeniden biraraya gelen grup, özellikle old school punk dinleyicileri arasında efsane olmaya devam ediyor. bakalım elime sokak çetelerini sisteme karşı birleşmeye çağıran "if the kids are united"ı canlı dinlemek için bir şans daha geçecek mi?
şimdi de perşembeden pazara rock im park festivali var. her sene olduğu gibi bu sene de gitmiyorum, zira bilet fiyatları cep yakıyor. ve bir de bu kadar büyük festivallerin normal konser organizasyonları kötü etkilemesinden dolayı içimde önüne geçemediğim bir antipati var rock im park'a karşı. yine de katılan grupların listesi insanın içini acıtmıyor değil: bad religion, kiss, slayer, rage against the machine, motörhead, rammstein... (bütün gruparın listesine buradan ulaşabilirsiniz.)
işin kötü yanı, "bütün bunları kaçırdın da, peki ne yaptın?" derseniz, "ne yaptığımı ben de bilmiyorum"dan başka söyleyecek sözüm yok...
Etiketler:
antifa,
antifa hooligans,
berzan,
fight back,
if the kids are united,
konser,
los fastidios,
müzik,
nazi,
nürnberg,
punk,
rock,
rock im park,
sham 69,
video
21 Nisan 2010 Çarşamba
I WALK THE LINE + LEATHERFACE

bu akşamı bira ve müzik eşliğinde geçirdim. haftalardır beklediğim gün gelmişti: sunderland'li punkrock klasiği leatherface nihayet nürnberg'deydi...
konser birkaç yıl aradan sonra leatherface'i dinlemiş olmam açısından tabii çok güzeldi. ama kendilerine musikverein adını veren dingillerin konser organizasyonu asabımı bozmadı değil: kötü ve yetersiz bir ses sistemi, sigara yasağı, bira şişesi için ödenen 2 euro depozito vs...
leatherface'ten önce sahne alan finlandiyalı punk-wave grubu I walk the line da hoştu, hafiften the clash havası vardı sanki. onlar da yakında çıkacak olan yeni albümleri "language of the lost"u tanıttılar. ama ne kadar uğraştılarsa da leatherface'i beklemekle meşgul olan kitleyi coşturmayı başaramadılar...
leatherface 1988 yılında kurulmasından bu yana 9 albüm çıkarmasına rağmen ingiltere dışında gerçek anlamda "ünlü" olmayı başaramamış bir grup. vokalist frankie stubbs'ın "günde iki paket gitanes içiyorum" sesi metaforlarla ve kara mizahla dolup taşan şarkı sözleriyle mükemmel birleşiyor...
kimi gruplar vardır bir şarkıyla ünlü olurlar ve ikinci albüm denemelerinde çuvallayarak yokolurlar; leatherface'se tam tersine bunca güzel şarkının arasından bir hit çıkaramamış olması sonucunda, haksız bir biçimde efsane olma şansını ıskalamış bence...
klasik şarkılarının yanında leatherface de yeni albümü "the stormy petrel"i tanıttı. yeni şarkılar da hoşuma gitti, ama sanırım leatherface'in efsane olma yaşı ne yazık ki geçti artık...
gönül isterdi ki I walk the line'dan da bir şarkıyı blog'a koyayım, ama youtube'da bulamadım hiçbir şey. leatherface'ten iki şarkıyla yetineceksiniz artık, ne yapalım: "not superstitious" ve "do the right thing"...
11 Nisan 2010 Pazar
BOŞ GEZENİN BOŞ KALFASI
bu kadar boş bir gün geçirip bu kadar zevk aldığım uzun zamandır olmamıştı. sabah kendi standartlarıma göre görece erken kalktıktan sonra haydut'u dışarı çıkardım. sonra evde aylak aylak vakit öldürürken bir arkadaşım aradı, dışarı çıktık. yüz metre ya gitmiştik ya gitmemiştik ki, telefon çaldı, arayan mahallenin punkları. bir yan sokağımız nürnberg'in punk sokağı, bavyera'da bir sokakta metrekareye bu kadar çok punk'ın düşmesi inanılmaz, ki eskiden ben de orada oturuyordum. neyse bunlar apartmanlarının bahçesinde mangal yapıyorlarmış. zaten açtık, kalktık gittik. aç karnına alışverişi abarttıklarından bizim de karnımız doydu, hatta bayağı bir yemek atıldı sanırım.
hava kararana kadar bira içip müzik dinledik. bu arada porno pony adlı kuzey almanyalı bir pop-punk grubundan elemanlar vardı, onlarla da tanıştım (videosu aşağıda). kandaki alkol düzeyi artıp tartışmalar cıvıtmaya başlayıp, mahalle punkları grup üyelerini "popçu" diye aşağılayınca yavaşça apartmanın giriş katındaki meyhaneye doğru kaydık.
sonrası eve dönüş, haydut'la bir mahalle turu daha, ve bu saate kadar çay içip müzik dinlemek. yarın sabah erkenden buchenwald toplama kampı'nda mahkumların isyan ederek özgürlüklerini kazanmalarının anısına yapılan bir etkinliğe katılacağım, hayatımda ilk defa bir toplama kampını içeriden görmüş olacağım. nürnberg'e dönünce halim olursa anlatırım.
hava kararana kadar bira içip müzik dinledik. bu arada porno pony adlı kuzey almanyalı bir pop-punk grubundan elemanlar vardı, onlarla da tanıştım (videosu aşağıda). kandaki alkol düzeyi artıp tartışmalar cıvıtmaya başlayıp, mahalle punkları grup üyelerini "popçu" diye aşağılayınca yavaşça apartmanın giriş katındaki meyhaneye doğru kaydık.
sonrası eve dönüş, haydut'la bir mahalle turu daha, ve bu saate kadar çay içip müzik dinlemek. yarın sabah erkenden buchenwald toplama kampı'nda mahkumların isyan ederek özgürlüklerini kazanmalarının anısına yapılan bir etkinliğe katılacağım, hayatımda ilk defa bir toplama kampını içeriden görmüş olacağım. nürnberg'e dönünce halim olursa anlatırım.
5 Nisan 2010 Pazartesi
VAZGEÇEMEYECEĞİM ŞARKILAR - III
evet, vazgeçemeyeceğim şarkıların üçüncü bölümüne geldik: my way... önce frank sinatra'dan şarkıyı tüm dünyaya tanıtan orjinal versiyonu, ardından kendine özgü yorumuyla sid vicious'tan bir sex pistols klasiği olarak...
Etiketler:
frank sinatra,
müzik,
my way,
punk,
sex pistols,
sid vicious,
vazgeçemeyeceğim şarkılar,
video
19 Mart 2010 Cuma
VAZGEÇEMEYECEĞİM ŞARKILAR - I
insanın dinleyerek eskitemeyeceği, dinlemekten asla bıkmayacağı şarkılar vardır. aklıma geldikçe hayatım boyunca severek dinleyeceğim şarkıları blog'a ekleyeceğim. böylece los lunes al sol'un ilk dizisi de başlamış oluyor...
girişi 70'lerin iki punk efsanesiyle yapıyorum: the clash - london calling...
...ve the ramones - hey ho let's go...
girişi 70'lerin iki punk efsanesiyle yapıyorum: the clash - london calling...
...ve the ramones - hey ho let's go...
Etiketler:
müzik,
punk,
the clash,
the ramones,
vazgeçemeyeceğim şarkılar,
video
4 Mart 2010 Perşembe
DEUTSCHLAND MUSS STERBEN
içinizi dışınızı berlin yapmak istemem, hamburg'dan bir videoyla havayı biraz değiştiriyorum: slime'ın deutschpunk klasiği "deutschland muss sterben", 1991'deki viva st. pauli konserinde kaydedilmiş...
bu da polkahontas'tan "deutschland muss sterben"in bavyera versiyonu...
bu da polkahontas'tan "deutschland muss sterben"in bavyera versiyonu...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
