kürt sorunu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kürt sorunu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Ocak 2012 Perşembe
KISA KISA: DURUM RAPORU
bloga daha sık, belki biraz daha "ağır" konularda yazmak istiyorum. ancak günlük hayatın üstümde kulaklarımı uğuldatacak bir basınç oluşturması şimdilik engel oluyor. (esneyince geçmeyen bir basınç bu!) şu an itibariyle işsiz ve parasızım. evsizliğe ise bir hafta kaldı. bu koşullarda blog, öksüz kalmasa dahi, ister istemez ikinci plana atılıyor.
almanya'da polisin yıllardır araştırır gibi yaptığı "döner cinayetleri" çözüldü. cinayetlerden ve daha birçok eylemden sorumlu olan "nasyonal sosyalist yeraltı" örgütü ve alman devletinin aktif-pasif işbirliği hakkında birikim'e yazdım. yazıya buradan ulaşabilirsiniz: "döner cinayetleri" - almanya'da naziler ve devlet.
3-5 şubat tarihlerinde, hamburg üniversitesi'nde gerçekleştirilecek olan "kapitalist moderniteye karşı alternatif konseptler ve kürtlerin arayışı" başlıklı konferansa gideceğim. konuşmacılar arasında antonio negri ve kürt hareketi'nin en önemli güncel teorik referanslarından biri olan murray bookchin'in sağ kolu janet biehl, israil'in gazze ablukasını delmek için yola çıkan ve saldırıya uğrayan mavi marmara'nın yolcularından, sol parti üyesi (ve eski milletvekili) profesör norman paech, profesörlüğü bırakmasından bu yana şiddet karşıtı anarşist dergi "graswurzel revolution"da yazan alman siyaset bilimci wolf-dieter narr (ve araya nasıl kaynadığını anlamadığım nuray mert de) var. arundhati roy ve immanuel wallerstein ise konferansa birer mesaj göndererek katılacak. katılmak isteyenlerin bu adrese mail atarak rezervasyon yaptırması gerekiyor: networkaq@gmail.com (bildiğim kadarıyla kalacak yer konusunda da yardımcı oluyorlar.)
sel yayıncılık, arthur schopenhauer'in "eristik diyalektik - haklı çıkma sanatı"nı yayımlamış. schopenhauer, tecrübeli (ve sinsi) tartışmacıların, rakiplerini alt etmek için başvurdukları ayak oyunlarını, özünde bir tartışmama bilgisi olan "haklı çıkma sanatı"nı çok güzel ortaya koyuyor. alın, okuyun, faydalanın derim.
ece temelkuran'ın işten çıkartılması; türkiye'de, türkiyeli ne kadar solcu varsa, hepsini bir şekilde meşgul etti. anaakım medyada yazılabileceklerin, söylenebileceklerin sınırının yeniden çizilmesi (ya da varolan sınırın üstünden bastıra bastıra geçilmesi) anlamında önemsiz bir olay değil tabii. ancak, ece temelkuran'a üzülen solcuları anlamak da kolay değil benim açımdan. işten çıkartılmadan önce çalıştığı son ayın maaşı, tahmin ediyorum, benim almanya'da bir yıl geçindiğim paraya denk. işim gücüm yok, ece hanım'ın, temizlikçisinin bir aylık maaşını yeni (ve muhtemelen ihtiyaç duymadığı) ayakkabılara yatıramayacak olmasına mı üzüleceğim? o, bana üzülsün.
peter weiss'ın başyapıtı "direnmenin estetiği"ni türkçe'ye çevirebilir miyim acaba diye düşünüyordum. ama kitap zaten 2005'te türkçe'ye çevrilmiş (ve çoktan tükenmiş bile). bir yerden elinize geçirebilirseniz kesin okuyun. kitabın tanıtım yazısından: “peter weiss’ın romanı 1937-1944 arasındaki antifaşist direnişi ve bu direnişin içinde yer alan gerçek kişilerin öykülerini/yaşantılarını merkez alarak, tarihi antik yunan’dan bu yana sanat ve siyaset düzlemlerinde isimsiz bir ben anlatıcının (sınıf bilincine sahip aydın bir işçinin) bakış açısıyla yeniden kuran bir metin. direniş motifi çerçevesinde solun tarihinin, yazarının sözleriyle 'sosyalizm adına yapılmış hatalarla' hesaplaşılması ve sanatın toplumsal işlevinin sorgulanması metinde iç içe geçen iki temel düzlem. roman, metin kişilerinin öyküleriyle sınırlı kalmayıp sanat ve siyaset tarihinin de temel sorunlarını karakterlerin perspektifinden yansıtarak gündeme getiriyor. bu bakımdan tarihsel /toplumsal gerçeklik metne, karakterleri dolayımlı olarak belirleyen bulanık bir fon gibi değil, doğrudan doğruya entelektüel bir tartışmanın konusu olarak giriyor.” (ben, haddim olmayarak, kitabın adını "direnişin estetiği" olarak çevirmeyi tercih ederdim. ama çağlar tanyeri ve turgay kurultay, kitabın yalnızca birinci cildini değil, tamamını çevirerek çok ağır bir işin altına girmişler, "direnmenin estetiği"ni türkçe'de de okunabilecek olması sevindirici.)
fatih terim başında olduğu sürece galatasaray taraftarlığımı tatil ettiğimi söylemiştim. ama maçları izliyor ve takım kazandıkça seviniyorum. elimden geldiğince tükürdüğümü yalamamak için direniyorum. kendimi, bin kere tövbe edip, yine içmeye başlayan alkolikler gibi hissediyor, hafiften utanıyorum.
Etiketler:
almanya,
antifa,
antonio negri,
arthur schopenhauer,
blog hakkında,
direnmenin estetiği,
edebiyat,
futbol,
galatasaray,
kısa kısa,
kürt sorunu,
nazi,
peter weiss
3 Ocak 2012 Salı
NÜRNBERG'DE ULUDERE YÜRÜYÜŞÜ
31 aralık cumartesi günü, nürnberg'de yaklaşık 500 kişi uludere katliamı'nı protesto etmek için sokaktaydı. katliamı lanetlemenin ve onurlu bir barış talep etmenin yanında, alman devletinin savaşa verdiği destek de vurgulandı. (türkiye, alman savaş sanayiinin en önemli müşterilerinden biri konumunda.)
30 Aralık 2011 Cuma
BEBEK KATİLİ
![]() |
| devletin katliamlarına dur demedikçe, daha bunun gibi çok listeler yapacağız. |
bakar körler bir yana; uluca "olayı", açıldıkça açılan, saçıldıkça saçılan medyanın bütün o "çok renkliliği" içinde, "kuzey kore'de tek kanal varmış"tan (bir de, zaten kuzey kore'de bir kanal yokmuş) çok da farklı bir işlevi olmadığını insanın gözüne gözüne soktu. 28 kasım çarşamba günü akşam 21:00 sularında gerçekleşen katliamın, anaakım medyada "haber" olmak için sabahı beklemesinin, bir yerlerden emir mahiyetinde bir "haber yapılacak, yap!" gelmeden önce "olay" olmamış gibi yapılmış olmasından başka açıklaması yok. anaakım medyayla - görece çok daha kısıtlı imkanları olmasına karşın gece yarısı canlı yayına geçen - roj tv arasındaki fark, uludere katliamı'nın haber değerinin (ve aslında öldürülen insanların "insan" olarak değerinin) hangi perspektiften bakıldığına göre değişmesi. "icraatın içinden"li trt'den bugüne, "çok renkli, çok sesli yayıncılığa" uzanan medya yolculuğunda yaşanan en önemli dönüşüm, siyah-beyaz propaganda makinesinin, bir ahtapot gibi kollarıyla kapsamadığı alan bırakmayan bir "gerçeklik bakanlığı"na evrilmiş olması. "bebek katili", "teröristbaşı" ve bilimum "sözde"li cümle, özel harp dairesi'nin tezgahından televizyon kanallarına, gazetelere ve internet sitelerine servis ediliyor. tanımlama, adlandırma hakkının, toplumsal iktidarın hakiki sahiplerinin tekelinde olduğu gerçeği, belki de en dolaysız haliyle "terör" kavramının etrafında dönen haberlerde açığa çıkıyor.
aşağıda, 1989'dan günümüze devletin "güvenlik" güçleri tarafından öldürülen kürt çocuklarının listesi var. (listeye uludere'de ölen birkaç ismin daha eklenmesi gerek.) george orwell'in 1984'ünde gerçekleri tahrif etme görevini üstlenen "gerçeklik bakanlığı"nın "savaş, barıştır"ından daha az sürreal değil türkiye medyasının taşıyıcısı olduğu devlet propagandası. evet, listeyi baştan sona okuyun, sonra yeniden konuşalım "bebek katil(ler)i" hakkında. güvenilir bir kaynaktan pkk'nin öldürdüğü bebeklerin - benzer uzunluktaki - bir listesini paylaşan olursa, bir değil iki "bebek katili" olduğu ortaya çıkmış olur, ama devletin - doğası gereği - katil olduğu, dahası katil olmak zorunda olduğu gerçeği baki kalır. sistematik olarak bebek ve çocuk öldüren devletin ve savaş propagandasının borazanlığını yapan anaakım medyanın kimseye ama hiçkimseye "bebek katili" adını verme hakkı yoktur.
1989 (toplam: 2 çocuk)
20 eylül: fahrettin ertaş (10), şırnak
1990 (toplam: 21 çocuk)
20 mart: abidin tuncer (10), cizre
1 nisan: berivan kara (1), uludere
1 nisan: behecan kara (9), uludere
31 mayıs: canan özen (8), derik
10 haziran: rahime kayran (10), basa
10 haziran: meryem kayran (10), basa
10 haziran: taibet öner (3), basa
10 haziran: vasfiye öner (10), basa
10 haziran: sait kahraman (4). basa
10 haziran: hayrettin öner (5), basa
10 haziran: fatma kayran (15), basa
10 haziran: mehmet kayran (5), basa
10 haziran: hüseyin kayran (3), basa
10 haziran: haniye özdemir (10,) basa
10 haziran: takviye öner (15), basa
10 haziran: ömer bestaş (16), basa
14 haziran: cevdet güler (14), hakkâri
14 haziran: fehime güler (9), hakkâri
6 ağustos: faruk aktuğ (13), silopi
30 ekim: ş. pınar (11)
12 aralık: hadi dalan (11), lice
1991 (toplam: 12 çocuk)
28 şubat: salih talayhan (17), şırnak
4 mayıs: murat ardıç (13), bingöl
8 haziran: emine latifeci (11), hazro
25 haziran: rinde latifeci (13), hazro
10 temmuz: behzat özkan (14), diyarbakır
3 ağustos: hediye dilçe (18), cizre
12 ağustos: ferzan ceylan (12), dargeçit
12 ağustos: abdullah ceylan (12), dargeçit
6 eylül: ömür eriş (11), kurtalan
20 ekim: nezahat kızıl (6), siirt
20 kasım: İsmet mirzaoğlu (15), ahlât
24 aralık: veysi aktaş (13), lice
1992 (toplam: 115 çocuk öldürüldü)
6 ocak: emine turan, nusaybin
14 şubat: seyfettin kapkaçin (18), mardin
14 şubat: abdülselam özbey (15), mardin
15 mart: mehmet evren (12), cizre
18 mart: vesile say (9), dargeçit
18 mart: bedia say (15), dargeçit
18 mart: yasin say (17), dargeçit
18 mart: sami say (10), dargeçit
19 mart: hıdır acet, nusaybin
21 mart: muhrise altay (18), cizre
21 mart: hüseyin altan (14), cizre
21 mart: İsmet arvas (16), van
21 mart: çetin bayram (16), van
21 mart: davut soyvural (15), gercüş
21 mart: mehmet emin acar (10), şırnak
21 mart: nebat kakuç (17), şırnak
21 mart: bülent zeyrek (16), şırnak
21 mart: emin tetik (15), şırnak
21 mart: mehdi günen (9), şırnak
21 mart: halil bebek (2), nusaybin
21 mart: ahmet kaya (1), nusaybin
21 mart: fatma kaçmaz (4), yüksekova
22 mart: hatice acar (5), şırnak
22 mart: kadriye kakın (17), şırnak
22 mart: mehmet nezir (13), şırnak
24 mart: medeni aydın (18), batman
24 mart: bahri çınar (12), ömerli
25 mart: nihat celasun (14), cizre
25 mart: fatma kaçmaz (14), yüksekova
25 mart: medeni tunç (14), siirt
25 mart: medine sevgi (18), siirt
27 mart: süleyman ayal (14), urfa
29 mart: bişeng anık (16), şırnak
29 mart: mehmet ekinci (7), mazıdağı
29 mart: şeyhmus aktürk (16), dargeçit
11 nisan: yasin çetin (16), mevzitepe
11 nisan: hasan ayar (11), mevzitepe
17 nisan: cazım kortak (17), savur
17 nisan: mustafa ok (18), savur
18 nisan: metin kıratlı (10), yüksekova
21 nisan: yusuf bodur (1), midyat
21 nisan: abdurrahman yeşilmen (12), midyat
21 nisan: hamza bulut (8), midyat
22 nisan: ayşe balım (18), silopi
4 mayıs: bişar bilen (10), uludere
4 mayıs: hanım tunç (12), uludere
9 mayıs: sıraç nergis (17), nusaybin
9 mayıs: selim ata (17), nusaybin
9 mayıs: sait sağlam (17), nusaybin
3 haziran: mehmet naif çevik (9), nusaybin
10 haziran: kemal şili (18), tatvan
10 haziran: mahmut güreş (12), tatvan
12 haziran: emir eyvani (7), muş
22 haziran: gülbahar tunç (8), gercüş
22 haziran: behçet tunç (17), gercüş
22 haziran: abdurrahman gök (14), gercüş
22 haziran: şükrü gök (10), gercüş
22 haziran: sultan gök (12), gercüş
22 haziran: emrullah gök (4), gercüş
22 haziran: haşim gök (3), gercüş
22 haziran: yeni doğmuş bir bebek, gercüş
26 haziran: medine kartal (18), İdil
27 haziran: yılmaz tatar (12), şırnak
haziran: abdülcelil toy (14), siirt
haziran: sadık turlu (15), siirt
11 temmuz: gülistan evin (6), şemdinli
11 temmuz: rehan evin (8), şemdinli
22 temmuz: abdurrahman akbalık (17), nusaybin
25 temmuz: kadir balık (13), dicle
28 temmuz: nurcan özatak (2), hakkâri
temmuz: zuhal avcı (9), kulp
temmuz: çiğdem esmer (10), kulp
6 ağustos: hüseyin bayılmaz (10), nusaybin
10 ağustos: mehmet erbek (12), mardin
22 ağustos: zeliha nasanlı (10), siverek
23 ağustos: murat dağkeser (10), siverek
23 ağustos: orhan dağkeser (4), siverek
23–24 ağustos: İbrahim artunç (7), şırnak
23–24 ağustos: remziye artunç (10), şırnak
23–24 ağustos: güler sökmen (3), şırnak
23–24 ağustos: veysi sökmen (6), şırnak
23–24 ağustos: sema sökmen (9), şırnak
23–24 ağustos: gülüm güngen (6), şırnak
23–24 ağustos: medine güngen (14),şırnak
5 eylül: fuat keskin (14), doğubeyazıt
7 eylül: mesut dündar (15), cizre
10 eylül: cumali çetrez (9), hamur
10 eylül: şefika çetrez (7), hamur
18 eylül: ahmet alan (10), solhan
1 ekim: hüseyin esrai (16), kars
3 ekim: aziz bal (17), dargeçit
20 ekim: sinan demirtaş (18), nusaybin
24 ekim: zeyni dağ (17), nusaybin
1 kasım: devrim eleftoz (1), silvan
5 kasım: şurzan demirkapı (16), kovancılar
6 kasım: milet samur (14), şemdinli
6 kasım: İkmal samur (18), şemdinli
6 kasım: gülsüme samur (4), şemdinli
6 kasım: reber samur (1), şemdinli
7 kasım: şivan çığırga (3), cizre
7 kasım: nadire çığırga (10), cizre
7 kasım: sinem çığırga (13), cizre
7 kasım: fatma çığırga (9), cizre
7 kasım: bahar çığırga (7), cizre
22 kasım: coşkun benzer (12), kilis
22 kasım: fırat geçmez (18), silvan
3 aralık: mehmet İşler (18), midyat
6 aralık: melek bora (10), dargeçit
16 aralık: garibe karasakal (18), nusaybin
17 aralık: veysi başar (8), diyarbakır
17 aralık: fatma can (17), diyarbakır
24 aralık: nafi kalemli (14), viranşehir
aralık: hüseyin ensari (16), kars
aralık: mehmet yusufi (15), başkale
aralık: kasım oval (14), yüksekova
1993 (toplam: 66 çocuk)
11 ocak: gülistan İşiyok (12), kulp
12 ocak: nezir ergün (8), cizre
12 ocak: hacer ergün (6), cizre
12 ocak: hıdır ergün (17), cizre
31 ocak: naze ekici (12), şırnak
31 ocak: şemsi ekici (4), şırnak
31 ocak: hamza ekici (6), şırnak
17 şubat: esra saçaklı (8), silvan
20 şubat: abide ekin (3), basa
7 mayıs: gürgiz bayındır (5), İdil
23 mayıs: naim aslan, yüksekova
25 mayıs: semra bayram, silvan
18 haziran: İrfan fidan (17), savur
7 temmuz: mahmut aydemir, silopi
7 temmuz: fadile aydemir (6), silopi
7 temmuz: ayşe yıldız, silopi
11 temmuz: dinçer levent (16), hamur
11 temmuz: feride levent (15), hamur
13 temmuz: canan çiftçi, diyadin
13 temmuz: dilşah çiftçi, diyadin
13 temmuz: ender çiftçi, diyadin
13 temmuz: ruken çiftçi (6), diyadin
20 temmuz: azad sabırlı (7), bahçesaray
20 temmuz: yunus sabırlı (2), bahçesaray
20 temmuz: bahar turan (3), bahçesaray
20 temmuz: sevil ağaç (7), bahçesaray
20 temmuz: suzan turan (10), bahçesaray
20 temmuz: yıldız güzel (13), bahçesaray
20 temmuz: nezahat elmalı (12), bahçesaray
20 temmuz: eylem elmalı (4), bahçesaray
20 temmuz: azime elmalı (14), bahçesaray
20 temmuz: muhammet yaşar (8), bahçesaray
20 temmuz: hanım yaşar (4), bahçesaray
20 temmuz: hürriyet sevgili (12), bahçesaray
24 temmuz: c. m. (12), silvan
30 temmuz: elif rani (7), pazarcık
30 temmuz: gözde rani (4), pazarcık
14 ağustos: zeynep çağdavul (18), digor
14 ağustos: selvi çağdavul (16), digor
14 ağustos: gülistan çağdavul (18), digor
14 ağustos: yeter keremciler (14), digor
14 ağustos: zarife boylu (16), digor
14 ağustos: necla geçener (14), digor
ağustos: seyhan doğan (12), dargeçit
ağustos: abdurrahman coşkun (18), dargeçit
ağustos: m. emin aslan (18), dargeçit
11 eylül: seyithan balçık, cizre
11 eylül: mesut balçık, cizre
13 eylül: yusuf bozkurt (14), şırnak
13 eylül: halit akıl (12), şırnak
21 eylül: ahmet arcagök (11), diyarbakır
28 eylül: İdris ülüş (12), yüksekova
30 eylül: sercan ülüş (7), yüksekova
2 ekim: şakir öğüt (7) altınova/muş
2 ekim: cihan öğüt (4) altınova/muş
2 ekim: m. şirin öğüt (1) altınova/muş
2 ekim: aycan öğüt (6) altınova/muş
2 ekim: çınar öğüt (3) altınova/muş
9 ekim: zana zoğurlu (16), lice
9 ekim: lokman zoğurlu (17), lice
10 ekim: yalçın yaşa (13) diyarbakır
22 ekim: dilbirin canpolat (3,5), lice
22 ekim: suna canpolat (2), lice
22 ekim: hüseyin canpolat (15),lice
17 aralık: halil leco (13), ovacık
aralık: mahmut erol (15), dargeçit
1994 (toplam: 84 çocuk)
3 ocak: b. a. (12), hani
5 ocak: keko gül (12), adana
6 ocak: ali katmış (1), cizre
7 ocak: a. halim rüzgâr (12), batman
10 ocak: muhammet bilgiç (5), cizre
10 ocak: ahmet bilgiç (6), cizre
14 ocak: azad önen (16), diyarbakır
18 ocak: süleyman gün (15), diyarbakır
25 ocak: ahmet efe (8), diyarbakır
13 şubat: İbrahim şeflik (5), silopi
16 şubat: hakan yalçın (14), diyarbakır
23 şubat: bilavşan asper (17), tatvan
26 şubat: sevgi asma (7), kurtalan
26 şubat: sohbet öngün (3), sason
26 şubat: hanifi yıldız (13), sason
26 şubat: hüseyin tekin (16), sason
1 mart: r. a. (3), kızıltepe
19 mart: ferman cingöz (16), lice
27 mart: mirza yıldırım (3), şırnak
27 mart: mehmet yıldırım (15), şırnak
27 mart: abdülkerim yıldırım (2), şırnak
27 mart: İrfan yıldırım (5), şırnak
27 mart: xunaf yıldırım (3), şırnak
27 mart: çiçek benzer (2), şırnak
27 mart: ali benzer (7), şırnak
27 mart: ayşe benzer (1), şırnak
27 mart: ömer benzer (12), şırnak
27 mart: abdurrahman benzer (4), şırnak
10 nisan: İlhami menteş (12), lice
10 nisan: raif menteş (13), lice
27 nisan: keziban kalkan (15), genç
28 mayıs: tuncer güler (11), ağrı
30 mayıs: şerif ekin (13), basa
2 haziran: ahmet kaya (13), yüksekova
2 haziran: hasan demir (14), yüksekova
5 haziran: didar elmas (7), ovacık
8 haziran: barzan…. (2), silvan
25 haziran: hüsnü turan (10), nusaybin
25 haziran: eylem tur (13), nusaybin
25 haziran: süleyman erik (9), nusaybin
25 haziran: emrullah zeybek (10), bitlis
25 haziran: hikmet argün (13), bitlis
27 haziran: xanime sincar (17), ömerli
28 haziran: hayri yüksel (15), ömerli
4 temmuz: atilla kılıç (14), kozluk
8 temmuz: nurullah solhan (16), kızıltepe
8 temmuz: emrullah solhan (14), kızıltepe
8 temmuz: selma solhan (7), kızıltepe
11 temmuz: a. menaf tunç (14), siirt
16 temmuz: kenan dartan (12), kozluk
31 temmuz: gültekin acet (10), bismil
5 ağustos: abdullah kamçı (16), yüksekova
8 ağustos: sedat barış (18), batman
12 ağustos: netice coşkun (14), kulp
12 ağustos: mümine zümrüt (18), kulp
15 ağustos: çelebi özgüç (15), savur
15 ağustos: İshak özgüç (13), savur
22 ağustos: savaş ateş (11), dicle
22 ağustos: halit güneş (13), dicle
22 ağustos: bayram güneş (13), dicle
22 ağustos: vedat balta (12), dicle
22 ağustos: İbrahim balta (13), dicle
22 ağustos: İsa can (15), dicle
1 eylül: nurettin doruk (18), diyarbakır
13 eylül: sadettin doğan (10), lice
15 eylül: sedat öner (7), eruh
15 eylül: mehmet sercan (9), eruh
15 eylül: cemşit adıgüzel (13), eruh
20 eylül: şükran yıldız (11), çukurca
25 eylül: dilek serin (3), dersim
25 eylül: yeter işık (16), dersim
25 eylül: elif işık (18), dersim
25 eylül: recep tartar (8), genç
25 eylül: kürdiye savaş (8), genç
25 eylül: emrah tartar (8), genç
25 eylül: faruk savaş (11), genç
2 ekim: filiz kayış, ceylanpınar
3 ekim: İlyas yiğit (6), çat
3 ekim: adil boztaş (10), kağızman
9 ekim: nurşan bulut (13), palu
10 ekim: mehmet üste (12), pazarcık
31 ekim: hamdi dündar (18), yüksekova
31 ekim: fikri yılmaz (15), yüksekova
18 kasım: cüneyt tarhan (11), tatvan
1 aralık: yunus turgut (13), silopi
aralık: hasip kaya (9), doğubayazıt
aralık: yılmaz kaya (10), doğubayazıt
1995 (toplam: 7 çocuk)
nisan: erol öztunç (2), uludere
17 mayıs: ahmet bulut (10), ömerli
17 mayıs: rahim kumru (10), ömerli
25 mayıs: dinar aras (12), iğdır 1995
25 mayıs: cüneyt aras (6), iğdır
25 mayıs: ergün aras (3), iğdır
25 mayıs: ferdi aras (2), iğdır
1996 (toplam: 6 çocuk)
2 mayıs: hazal sevim (17), baykan
8 ağustos: dilan bayram (2), adana
8 ağustos: berivan bayram (4), adana
13 kasım: hatice bozaslan (17), derik
2 aralık: oktan çaçan (14), diyarbakır
11 aralık: mehmet banan (15), midyat
1997 (toplum: 7 çocuk)
6 mart: musa adsız (12), akçakale
23 nisan: m. şerif öztürk (11), kızıltepe
25 nisan: muhammet kulçur (12), dumlu/ erzurum
25 nisan: gökhan kulçur (10), dumlu/ erzurum
8 mayıs: fedai öğürce (4), pasinler
10 kasım: m. özdemir (17), ceylanpınar
11 kasım: bilal alanca (5), nusaybin
1998 (toplam: 8 çocuk)
ocak: fatih kaya (18), batman
15 mart: engin ceylan (14), lice
1999 (toplam: 12 çocuk)
14 mart: tugay ergin (10), hani
26 mart: abdurrahman gezer (18), osmaniye
17 nisan: yılmaz elüstü (17), genç
15 mayıs: kenan oğuz, erzurum
15 mayıs: deniz oğuz, erzurum
15 mayıs: cansu oğuz, erzurum
20 haziran: mehmet algan (11), İdil
1 ağustos: fırat çiçek (9), elazığ
1 ağustos: onur şahin (11), elazığ
1 ağustos: sedat karakoç (14), elazığ,
17 ağustos: şaban çadıroğlu (15), van
25 eylül: İnan cila (11), ovacık
2000 (toplam: 3 çocuk)
serdar günerci (17), diyarbakır
welat şedal (10), yüksekova
İsmail şedal (8), yüksekova
2004 (toplam: 1 çocuk)
21 kasım: uğur kaymaz (12), mardin
2006 (toplam: 8 çocuk)
29 mart: abdullah duran (9), diyarbakır
30 mart: enes ata (8), diyarbakır
30 mart: İsmail erkek (8), diyarbakır
mart: fatih tekin (3), batman
mart: ahmet araç (17), mardin
3 nisan: mahsum mızrak (17), diyarbakır
3 nisan: emrah fidan (17), diyarbakır
5 eylül: mizgin özbek (10), batman
2008 (toplam: 1 çocuk)
15 şubat: yahya menekşe (12), şırnak
2009 (toplam: 3 çocuk)
23 nisan: abdülsamet erip (14), hakkâri
30 eylül: ceylan önkol (12), lice
9 ekim: mehmet uytun (18 aylık), cizre
2010 (toplam: 6 çocuk)
3 haziran: fırat basan (14), şırnak
21 temmuz: canan saldık (16), van
17 eylül: enver turan (15), hakkari
5 ekim: ahmet İmre (12), şırnak – güçlükonak
10 ekim: umut furkan akçil (7) – silopi
11 kasım: nûjîyan İdem (4) – İdil.
2011
17 nisan: baran özyolcu(12)- patnos.
7 haziran: umut petekkaya(15)- çermik.
26 temmuz: doğan teyboğa(13), silopi
11 eylül: osman erbaş (14)-şemdinli
26 eylül: sultan doğrul (4) -batman
PS yukarıdaki liste, çetin yılmaz'ın blogundan alınmıştır.
29 Aralık 2011 Perşembe
KATİL DEVLET
![]() |
| devletin hakkari'deki, şırnak'taki yüzü. |
iki saat uyudum, uyandım, uyuyamadım. dün akşam insanları öldürdüler. onlarcasını hem de. mustafa muğlalı'nın kışla, sabiha gökçen'in havaalanı adı olduğu ülkede, kürt öldürmek devlet geleneğiydi. şaşırmadım ama üzüldüm. ("üzüldüm" yazınca çok hafif bir ifadeymiş gibi duruyor ya, ben daha ağırını bilmiyorum aslında.)
katiller, hem de onlarca insanın ölümüne yol açan bombayı bırakan pilottan eylemin emrini veren komutana, genelkurmay başkanından başbakana bütün katiller ellerini kollarını sallayarak devam edecek hayatlarına. devletin yalnışlıkla ya da bilerek kürt öldürmesi o kadar normal ki artık, yaşanan olayın boyutlarını kavrayabilmek için kürt yerine filistinli, ıraklı vs., türk ordusunun yerineyse abd ya da israil ordusunu koyarak düşünmek, belki de türkiye'de yaşayan insanların çoğunun yaşananları algılayabilmek için ihtiyaç duyduğu bir şeydir. öyleyse: israil'in onlarca filistinli sivili bombalayarak öldürdüğünü hayal edin, o durumda ne düşünecekseniz, bu durumda da onu düşünün.
leyla zana'ya "bak, bedel ödersiniz," dedikten sonra, onlarca kürt'ün öldürülmesi mesaj amaçlı mı, yoksa gerçekten yanlışlıkla mı bombalandı o insanlar, bilmiyorum. bileceksem de, siyaset bilimci yanım bilecek belki, insan yanımın öfkesinde ne olursa olsun değişen hiçbir şey olmayacak. ister kürt hareketine gözdağı vermek için, sivil olduğu bilinerek katledilmiş olsun, ister gerilla sanılıp, yanlışlıkla, bir farkı yok. hangi durumda kürtler'in türkiye'deki değerinin daha düşük olduğunu söylemek güç zira. onlarcası yanlışlıkla öldürülebilen bir şeyin ne değeri olabilir ki...
dün akşam dokuzda yaşanan olayı haber yapmak için bu sabahı bekledi medya; hürriyet'te, milliyet'te haber girmeye yetkisi olan bir kişi yoktu çünkü. malum, kürdistan konusuna haber yapma yetkisi zaten medyanın kendisinde değil, yalnızca devlette var. oysa bu çapta bir katliamda gazetelerin genel yayın yönetmenleri uyanmalı, manşetler değişmeliydi. hükümet, tsk yönetimi acil toplanmalı; insanlık mahallesini uzaktan da olsa görmüş olsalar, hepsi de istifa etmeliydi. ama hiçbiri olmadı ve hiçbiri olmayacak. çünkü kürt, türkiye'de düzineyle öldürülebilecek bir şey.
resmen savaş olduğu bile kabul edilmeyen bir "şey"de, devlet vatandaşlarının onlarcasını F-16'larla öldürdü. devletin katil olduğu, dünyanın bazı ülkelerinde kitaplardan öğreneceğiniz bir şey, türkiye'deyse hayat bilgisi...
emri veren komutanın adı kürdistan'da bir kışlaya, pilotunkisiyse ilk yapılacak havaalanına verilsin. devletin şanındandır. yalnız tek bir şartım var: okullarda "devletin temel görevi vatandaşlarını korumaktır," diye öğretmeyi bırakın, sizden beklediğim başka bir şey yok. bütün devletler katildir, kimisi biraz daha az, kimisi biraz daha çok. bizim kaderimizde seri katil varmış.
7 Kasım 2011 Pazartesi
"KARLSRUHE'NİN TEMİZ ÇALIŞACAĞINI UMUYORUM"
![]() |
| recep tayyip erdoğan'ın almanya ziyaretinde yapılan protesto eyleminden... |
recep tayyip erdoğan'ın almanya ziyareti sırasında bir grup alman hukukçu; erdoğan, 2003'ten günümüze görev yapan milli savunma bakanları ve genelkurmay başkanları hakkında savaş suçu ve insanlığa karşı suç işledikleri, uluslararası anlaşmalarca yasaklanmış silahları kullandıkları iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. britta eder, heinz-jürgen schneider ve heike geiswald, basına da sundukları 108 sayfalık metinde 2003-2010 yılları arasındaki on olayı ele aldıklarını, geçtiğimiz ekim ayında öldürülen 24 gerillaya yönelik kimyasal silah kullanıldığı iddiasını da dosyaya ekleyeceklerini söylediler.
gitta düperthal'ın, suç duyurusunun arkasındaki demokrasi ve uluslararası hukuk derneği'nin başkanı ve avukat heike geiswald'la yaptığı, junge welt gazetesinde yayımlanan röportajı türkçe'ye çevirmeye karar verdim.
hafta başı hamburglu avukatlar, savaş suçu ve insanlığa karşı suç işlemek iddialarıyla türkiye başbakanı erdoğan hakkında karlsruhe'de suç duyurusunda bulundular. hemen ardından erdoğan, almanya ziyareti sırasında başbakan angela merkel'den kürdistan işçi partisi yanlılarıyla mücadelede destek sözü aldı. bu sizi şaşırttı mı?
türk hükümeti, yıllardır almanya'dan pkk'nin buradaki siyasi etkinliklerini kovuşturmasını talep ediyor. gerçekten de, pkk yanlılarının kovuşturulması için "terör örgütü oluşturma"yı cezalandıran 129a paragrafı kullanıldı. ayrıca, söz konusu etkinliklerin almanya'da gerçekleştiğini kanıtlama zorunluluğunu ortadan kaldıran 129b paragrafından da yararlanıldı. türk hükümeti'nin bu taleplerine hemen yanıt veren yalnızca şimdiki hükümet olmadı. kürtler'in partiye yakın örgütlenmeler kurmasını engelleyen pkk yasağını ilk uygulayan avrupa devleti 1993'te almanya'ydı. 2008'de alman içişleri bakanlığı, roj tv'nin bir prodüksiyon firmasını pkk'nin örgüt ağınının bir parçası olduğu iddiasıyla yasakladı.
sizce başbakan angela merkel'in türk başbakanına pkk'ye karşı mücadelede daha fazla destek sözü vermesinin arkasında bilgisizlik mi yatıyor; yoksa merkel yargısız infazlar, işkence ve cesetlere kötü muamele konularında erdoğan'a ve subaylarına yönelik suçlamalardan haberdar mı?
alman uluslararası ceza yasasına dayanarak yaptığımız suç duyurusundan haberi var mı bilmiyorum. ancak suçlamalar yeni değil, başbakan ve hükümetin geri kalanı haberdar olmalı. merkel, kürt direnişine baskı yapma çağrısına alışık olduğumuz üzere olumlu yanıt verdi. türk hükümeti, kürtler'in her tür siyasi etkinliğinin terör olduğunda diretiyor. onların bakış açısından kürtler'in haklarını savunan herkesle mücadele edilmeli. alman devleti, pkk'yi terör örgütleri listesi kapsamına alarak kriminalize etti. türkiye'deki sorunun, içsavaş benzeri bir durum olduğu almanya'da hiç anlaşılmıyor.
erdoğan'a karşı yaptığınız suç duyurusu bu siyasi atmosferde ne kadar başarı vaat ediyor?
karlsruhe'deki federal savcılığın temiz çalışacağını ve olayın üstünü örtmeyeceğini umuyorum. türkiye'deki sorun şiddetlendiği için şimdi suç duyurusunda bulunduk. son dönemdeki gelişmeler hakkında alman basınına yansıyan tek şey, pkk'nin 19 ekim'de ırak sınırındaki türk hedeflerine saldırısı. anlatılmayan, bunun türk ordusunun sivil halka da yönelen sayısız saldırısına yönelik bir cevap olduğu. suç duyurumuz son derece ciddi olaylara dayanıyor. bu kararı almamıza yol açan, 2010 yazında türk ordusu'nun gerillalara karşı kimyasal silah kullanması ve sivil halka yönelik dramatik insan hakları ihlalleriydi.
erdoğan almanya ziyareti sırasında, türkiyeli göçmenlere almanca sınavı zorunluluğu getirilmesini insan hakları ihlali olarak niteledi. aynı zamanda kürtçe türkiye'de eğitim dili olarak yasaklı.
erdoğan'ın "insan hakları ihlali" sözlerini ağzına alması alay eder gibi. zorunlu almanca sınavları hakkında tartışmamız gerekiyor. ama erdoğan gibi, birilerinin insan haklarına layık olduğu, başkalarınınsa olmadığını düşünen biri başlattığında değil. kısa bir zaman önce alman vakıflarını pkk'yi desteklemekle suçladı. amacı, kürtler'e yapılan her tür yardımı terör ilan etmek.
daha önce alman uluslararası ceza yasasına dayanarak bu çapta insanlar hakkında dava açıldı mı?
bu yasa 2003'te yürürlüğe girmişti. federal savcılık 2005'te, ırak'ta savaş suçu işlediği ve işkenceden sorumlu olduğu iddiasıyla hakkında suç duyurusunda bulunulan amerikan savunma bakanı donald rumsfeld'in davasını görmeyi reddetti. bu karardan önce rumsfeld, hakkında dava açılması halinde münih'te yapılan nato güvenlik konferansı'na katılmamakla tehdit etmişti. 2010 yılında federal savcılık, ruanda'da savaş suçu işlendiği iddialarıyla ilgili dava açtı.
9 Mayıs 2011 Pazartesi
BİR AVUÇ KENDİNİ BİLMEZ
| o renkler yeşil-beyaz değil sarı-kırmızı-yeşil olsa neler olurdu? |
geçtiğimiz haftasonu bursaspor-beşiktaş maçı bursasporlu taraftarların çıkardığı olaylar nedeniyle oynanamadı. hem de öyle medyanın maniplasyon amaçlı "bursa da olay çıktı" başlığı attığı cinsten değil, bursa taraftarının polisi taş ve şişe yağmuruna tuttuğu, polisin tazyikli su ve göz yaşartıcı gazla karşılık verdiği, havaya ateş açtığı basbayağı sokak çatışmasları yaşandı...
sonuçta deplasmana giden beşiktaş taraftarları şehre sokulmadı, takım otobüsü "kafilenin can güvenliğinin garanti edilememesi" gerekçesiyle stada gitmekten alıkondu. maçın ileride oynanıp oynanmayacağı, bursasporun nasıl bir ceza alacağı vs. önümüzdeki günlerde belli olacak. belki olay elden geldiğince geçiştirilecek, belki de bursaspor ibret-i alemlik bir ceza alacak. ama bir tek şey kesinlikle değişmeyecek: bursaspor, beşiktaş, türkiye futbolu ve hatta koca bir toplum birkaç kendini bilmezin yaptıklarının kurbanı olacak...
örneğin hükümet adına konuşan bülent arınç şöyle dedi:
"bursa’da yaşanan olay hepimizi üzdü. bilindiği gibi bursa denilince yüzyıllardır, belki birkaç bin yıldır huzur, yeşil ve güzellikler akla geliyor, barış ve insanların birlikte özgürce yaşaması akla geliyor. böyle güzel bir şehirde sokaklardaki çirkin görüntüler, ellerinde taşlarla veya ne buldularsa polisin üzerine saldırmaya kalkan bir avuç insan, bursa’yı çok üzdü ve imajını fevkalade yaraladı, bundan dolayı üzgünüm."
köşe yazılarından spor sayfalarının manşetlerine medyanın meseleye yaklaşımı üç aşağı beş yukarı yukarıdaki sözlerde ifadesini buluyor. arınç bursa'yı "barış ve insanların özgürce birlikte yaşaması"yla hatırlayadursun, gözlem yeteneği tırsmış devekuşundan, ifade yeteneği üç maymundan hallice olan herkes hafızasını şöyle bir yokladığında "barış ve insanların özgürce birlikte yaşaması"nın güzide örneklerini sayabilecektir. ben sadece bir örnekle yetineceğim.
geçtiğimiz sezonun ilk yarısında bursaspor'la diyarbakırspor arasında oynanan süperlig maçı, bursa tribünlerinin konuk takım taraftarlarına yönelik ırkçı tezahüratlarına, durmak bilmeyen tacizlerine rağmen oynanmış, "çıkan olaylar nedeniyle maç iptal etme" hakkı ikinci devre diyarbakır'da oynanan maça saklanmıştı. birkaç aykırı ses hariç kimse ciddi bir tepki göstermemişti. malum "barış ve insanların özgürce birlikte yaşaması"nın en önemli koşullarından biri hoşgörü; bursa'da yaşananlar sonrasında da hem devlet, hem anaakım medya toplumsal barış adına(!) hoşgörünün nadide bir örneğini sergilemişlerdi.
her nedense bursa'da yaşananların diyarbakır'daki rövanşı sonrası "hoşgörü siyaseti"nin yerinde yeller esiyordu. diyarbakır küme düşmeli, hatta profesyonel futboldan men edilmeliydi. kürt sorununa "çözüm" önerisi "endlösung der kurdenfrage" olanların, en sonunda futbolla sınırlı da olsa kitle ruhuna büyük ölçüde egemen oldukları bir an yaşandı. geçtiğimiz haftasonu bursa'da yaşananların yarısının diyarbakır'da, hakkari'de ya da - sözcüğü kolay kolay kimse ağzına almak istemese de - kürdistan'ın başka bir şehrinde yaşanması durumunda bütün kürtler'in kollektif eseri olarak kabul edildi, ediliyor, edilecek, (sözde) hukuka aykırı da olsa kollektif cezaları beraberinde getirdi, getiriyor, getirecek.
türkiye çoktan türkiye ve kürdistan olarak bölündü. hem de, faşist tosuncuklardan cumhuriyet gazetesine, akp'den tkp'ye kürt düşmanlığının gökkuşağı koalisyonunu oluşturanların iddia ettiği gibi pkk, dış güçler falan değil, devletin kendisi böldü türkiye'yi.
"esirgeyen ve bağışlayan", her şeye kadir devletimiz; teksaslı tosuncukları cezalandırsın ya da cezalandırmasın, daha nicelerini yaratacak.
PS bakalım, bir ihtimal "sporda şiddet yasası"na dair de bir iki kelam edebilirim...
PPS bursaspor taraftarının vukuatları arasında polis kontrolünde engellenmiş bir "gay pride" yürüyüşü de var. ama "ibnelik kültürümüzde olmadığından" ben yazamıyorum, buyrun buradan okuyun...
Etiketler:
beşiktaş,
bursa,
diyarbakır,
futbol,
ırkçılık,
kürt sorunu,
siyaset,
türkiye
7 Mayıs 2011 Cumartesi
FOUCAULT DA YARGILANSIN!
![]() |
| nejat ağırnaslı |
boğaziçi üniversitesi sosyoloji bölümü yüksek lisans öğrencisi arkadaşımız nejat ağırnaslı, uzun namlulu silahlarla dün yapılan bir baskın sonucu evinden gözaltına alındı. nejat, daha sonra ailesiyle ve avukatıyla görüştürülmeden alelacele kck davasının görüldüğü diyarbakır'a sevk edildi.
boğaziçi üniversitesi öğrencileri olarak, hem arkadaşımız nejat'a hem de tüm diğer göz altına alınanlara yapılan bu hukuksuzluğu açıkça kınıyoruz. üniversite arkadaşları olarak, nejat'ın dava dosyasına nelerin konulacağını şimdiden merak ediyoruz. onun ders programını "örgüt dökümanı", yurtdışındaki üniversitelere yapacağı doktora başvurusunu da "örgütün yurtdışına açılma planı" olarak gören işgüzar zihniyetin ellerinin daha nereye kadar uzanacağını bilemiyoruz.
nejat'ın yazdığı makaleler, yaptığı çeviriler, bilinmeyen bir dilde değil ama İngilizce yaptığı literatür taramalarının da dosyasına konulduğu takdirde, kck davasının foucault'ya ve hatta gramsci'ye kadar genişletilmesini öngörmekte güçlük çekmiyoruz.
boğaziçi üniversitesi öğrencileri olarak, arkadaşımız nejat serbest bırakılmadığı takdirde, bizi suç işlemeye teşvik eden kitaplarımızı, kampüsümüzün tarihi güney meydanında toplayarak yakacağımızı açıkça ilan ediyoruz.
boğaziçi üniversitesi öğrencileri
Etiketler:
kürt sorunu,
nejat ağırnaslı,
polis,
siyaset,
türkiye,
üniversite
19 Nisan 2011 Salı
VUR BANA! OKKALI OLSUN!
şiddet etkili, ama etkili olduğu kadar da tehlikeli bir araç. içinde taşıdığı tehlikelerin en büyüğü kurbanının yanında uygulayıcısını da etkisi altına alarak dönüştürmesi. şiddetin olmadığı, şiddetin hükmetmediği bir dünyada yaşamak, insanca yaşayabilmek için o dünyayı yaratmak insanlığın başına gelebilecek en iyi şeylerden biri. ama bu sözleri ettikten sonra her şiddeti aynı şekilde mahkum etmenin anlamsızlığını unutmamalı. çünkü şiddet - frantz fanon'un da dediği gibi - kimi zaman kendini ifade etmesi için bütün olanakları elinden alınmış insanların kendilerini ifade etmelerinin, şiddetle cezalandırılan, aşağılanan insanların ezilmenin travmasını üstlerinden atıp özgürleşmelerinin tek yolu.
bok yedirilmiş, "bilinmeyen dil"i konuşan insanların, üstlerinde şiddetle kurulan aşağılamayı dağıtıp, bugün devlete kafa tutacak özgüveni elde edebilmelerinin tek açıklaması, "kürt"ü bir hayvan olarak sosyalleştiren şiddete şiddetle karşı koyup insanlaşmış olmalarıdır. kendilerini beyazın siyahı, belki de daha doğrusu sömürgelerde eski efendilerine benzediklerine kendi kendilerini inandırabilmek için daha koyu siyahları ırkçılıklarının kurbanı haline getiren "açık siyah"ların "koyu siyah"ları aşağılaması, hayvanlaştırması - en "şiddetsiz" gözüktüğü anda dahi - şiddetin ta kendisidir. ve şiddetsiz bir dünya yaratmanın önkoşulu bu aşağılamanın ortadan kalkmasıdır. kısacası iktidar gerçekten de namlunun ucundadır!
"emek, özgürlük ve demokrasi grubu" adaylarının seçilme olasılığı hiç de düşük olmayan on iki adayının önümüzdeki genel seçime katılması, yüksek seçim kurulunun aldığı "yetersizlik" kararıyla yasaklandıktan sonra devletin kürt hareketi'ne söylediği tek bir şey var: "vur bana!"
24 Mart 2011 Perşembe
A.C.A.B. - XXXI: YEREL
Etiketler:
A.C.A.B.,
bdp,
kürt sorunu,
sabahat tuncel
24 Şubat 2011 Perşembe
BÖLÜNMEK
bölünmek deyince aklıma - hani "soykırımı desteklediği için" türkiye'den kovulan - emir kusturica'nın underground'unun veda sahnesi geliyor. kusturica, binbir yaşanmışlığın, karşılıklı atılmış binbir kazığın, artık kardeşliğin maya tutmayacağı ilişkilerin ışığında kahramanlarını son bir kez biraraya getirir. alabildiğine neşeli ve dostane bir sofrada, eski dostlar güle eğlene birbirlerine veda eder. kusturica, yugoslavya'nın sonunun geldiğini kabullenmiş, yaşanan ayrılığın yerine kendi olmasını isteyeceği alternatif bir gerçekliği koymuştur.
bölücü, bölünmek, bölünmez... türkiye'de siyasi yaşantıda, siyasi dilde ne kadar büyük bir yer kaplıyor. "bölücü" dendi mi akan sular duruyor. insan hakları, demokrasi vs. ne kadar her gün dinlemek zorunda kaldığımız başka kelime varsa, bölünme fikrinin gölgesinde kalıyor: "bölünmeyelim de, hak-hukuk da bir şekilde hallolur nasıl olsa."
ulus devletin kendisi ne kadar sorunlu bir yapı olduğunu - "bakar kör"ler hariç herkesin nezdinde - açıkça ortaya koyarken, dünyada bir ulus devlet daha fazla olmasının ne kadar sorunu çözüp, ne kadarını yaratacağı bugünden cevaplanması zor bir soru. dünya, kurdukları ulus devlet hayalleriyle oynamış halklar mezarlığıyken, kürtler'in de hayallerindeki kürdistan'la birgün gerçekten vücut bulabilecek kürdistan devleti arasındaki uçurum da muhtemelen çok kalpler kırar, hayaller yıkar. yeni insan hakları ihlalleri, kürt burjuvazisi, kürt bürokrasisi, kürt anaakım medyası, haklarından mahrum kalan etnik azınlıklar. kısacası bildiğimiz devlet...
bölünmek; kürt, türk ve daha nice halk içine battığımız pislikten çıkış yolu değil. ama yan yana duramayacağımız o son noktada, daha fazla pisliğin yaşanmasının önüne geçmek için elden gelen yegane şey. kardeşim ve ben, artık kardeş olamayacaksak, elimizi birbirimize vurmak için değil, yüzümüzde yaşanmış pisliklere bir an için olsun baskın çıkan güzel anıların yarattığı gülümsemeyle el sallayarak veda etmek için kaldıralım.
ya o son noktaya gelmeyelim, pisliklerimizi temizleyelim, ki bu durumda kürtler'den çok türkler'e iş düşüyor, ya da insanca veda edelim birbirimize. kusturica'nın sofrasına oturalım, yaşanmışlıkları anarak, çakırkeyf muhabbetlerle...
Etiketler:
emir kusturica,
kürt sorunu,
ortadoğu,
siyaset,
türkiye,
underground
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







