yunanistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yunanistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Eylül 2011 Cuma
"TEMBEL YUNAN"
maaşlı çalışanların ortalama haftalık çalışma süresi:
yunanistan: 39.7 saat
ispanya: 39.4 saat
portekiz: 39.5 saat
italya: 38.5 saat
fransa: 38 saat
büyük britanya: 40.5 saat
danimarka: 38.6 saat
avusturya: 42.9 saat
almanya: 40.5 saat
yıllık ücretli izin:
yunanistan: 23 gün
ispanya: 22 gün
portekiz: 22 gün
italya: 28 gün
fransa: 25 gün
büyük britanya: 24.6 gün
danimarka: 30 gün
avusturya: 25 gün
almanya: 30 gün
reel emeklilik yaşı:
yunanistan: 61.9
ispanya: 61.4
portekiz: 66.6
italya: 60.8
fransa: 58.7
büyük britanya: 63.2
danimarka: 63.5
avusturya: 58.9
almanya: 61.7
2000-2009 arası ortalama yıllık çalışma saati başına işçilik maliyeti artışı:
yunanistan: 3.8 %
ispanya: 4.5 %
portekiz: 3.2 %
italya: 3.3 %
fransa: 3 %
büyük britanya: 4.2 %
danimarka: 3.5 %
avusturya: 2.8 %
almanya: 1.9 %
Etiketler:
avrupa birliği,
ekonomi,
ekonomik kriz,
ırkçılık,
yunanistan
30 Mayıs 2011 Pazartesi
A.C.A.B. - XXXV
14 Mayıs 2011 Cumartesi
FAŞİSTLER İNSAN AVINDA
geçtiğimiz perşembe akşamı atina'da binlerce insan bağırıyordu: "polis, televizyon ve naziler el ele!" bir önceki gün düzenlenen grev yürüyüşüne polisin saldırması ve eylemin yakınındaki ara sokaklarda solcu avına çıkan nazileri koruma altına almasının yanında televizyon kanallarının ve gazetelerin eylemcileri şiddetin sorumlusu olarak göstermesi bardağı taşıran son damla olmuştu.
aynı gün faşistler atina'da yine ava çıkmıştı. bu sefer eylemcilerin değil, yunanistan'da gittikçe güçlenen bir nefret söylemiyle karşı karşıya kalan göçmenlerin peşindeydiler. nazi grubu "chrisi avgi" ("altın şafak") şehir merkezinde yakaladığı on beş göçmeni hastanelik ediyordu. polisin eşlik ettiği faşistler, on yılı aşkın süredir anarşistler tarafından işgal edilmiş bir binaya da saldırdılar. görgü tanıkları, polisin faşistlerin işgal evine saldırısına kenara çekilip sırıtarak eşlik ettiklerini anlatıyor.
ve perşembe akşamı faşist insan avı beklenen ölümle sonuçlanıyordu: yirmi bir yaşındaki sri lanka göçmeni bir genç, motorsikletli faşistler tarafından takip ediliyor, köşeye sıkıştırılıp bıçaklanarak öldürülüyordu.
ana haber bültenleriyse, perşembe akşamı - faşistlerin yaptığını "doğru" bulmasalar da - göçmen nüfusunun aşırı artması ve göçmenlerin işlediği suçlar tarafından kışkırtılan vatandaşlardan bahsediyordu. atina belediye başkanı giorgos kaminis, sayısı hızla artan kaçak göçmenlerin kontrol altına alınamayan suçlarının "içsavaş benzeri" bir duruma yol açtığından bahsetmeyi tercih ediyordu. (solcuların yapmaları durumunda oy birliğiyle "terör" ilan edilecek şeylerin faşistler yaptığında medyada "vatandaş tepkisi" olarak sunulması türkiye'ye özgü değil...)
faşistlerin insan avı yapması, özünde haklı, ama biraz abartılı kaçan "vatandaş tepkisi" olarak sunulurken, anarşistlerin polis şiddetine karşı düzenlenen bir yürüyüşün ardından atina üniversitesi çevresinde polisle yaşadığı sokak çatışması perşembe akşamının "terör" menüsünde izleyiciye sunuluyordu. çatışmada ağır yaralanan: 0 (yazıyla 'sıfır'), ölen: 0 (yazıyla 'sıfır')...
9 Mayıs 2011 Pazartesi
17 Aralık 2010 Cuma
YUNANLILAR YİNE DEMOKRASİ DERSİ VERDİ!

internationala.org'dan alıntı...
geçtiğimiz hafta aü sbf’de kendilerine “öğrenci" diyen bir grubun yumurtalı saldırısına uğrayarak söz hakkına el konulan, fikir hürriyeti ihlal edilen burhan kuzu vakası, kırılgan demokrasimize bir darbe daha vurmuş, tarihimize bir başka kara leke olarak yazılmıştı. yunanistan’ın başkenti atina’da bugün vuku bulan benzer bir hadise ise, bu tip olaylarda demokrasinin değil yara almak, nasıl güçlenip pekişebileceği konusunda örnek teşkil etti.
15 aralık günü yunanistan’da genel grev vardı. ülkenin hemen bütün şehirlerinde büyük gösteriler gerçekleşti. atina’daki gösteri sırasında eski bakan ve muhafazakâr yeni demokrasi milletvekili kostas hacidakis, yüksek bir siyasal sorumluluk ve şuur örneği göstererek sıkıntılarını dinlemek, dertlerine derman olabilmek için göstericilerin arasına karıştı. peki eski bakanı gören göstericiler ne yaptı dersiniz? yumurta mı attı, yuhaladı mı, alkışla protesto mu etti? hayır, böylesi “faşizan” eylemlerin hiçbirisine başvurmayıp büyük bir demokratik sorumluluk içerisinde, aşağıdaki fotoğrafta da göreceğiniz üzere, eski bakanla gayet olgun bir biçimde verimli bir fikir alış verişine girdi.
göstericiler bakana sıkıntılarını büyük bir açıklıkla aktardılar. yumurta ya da boyaya değil, sadece öneri ve eleştirilerinin bakanın kafasında yarattığı etkiye güvendiler. ona uzaktan bağırıp çağırmaktansa yanına kadar gelip temas ettiler, dertlerini, fikirlerini, önerilerini büyük bir samimiyetle paylaştılar. sonunda ne oldu? bakanın bu karşılıklı fikir teatisinden derinden etkilendiği belliydi. göstericiler de bakana sıkıntılarını ilk elden aktarmış olmanın memnuniyet ve huzurunu yaşıyorlardı. hatta kimi göstericiler, böylesi diyalog süreçlerine şimdiki kabine üyelerinin ve keza işverenlerin de katılması gerektiğini, teker teker bütün bakanlarla böylesi görüş alışverişinde bulunabilseler belki grev ya da gösterilere dahi gerek olmayabileceğini bildirdiler. marjinal aşırı sol grupların fikir alışverişine, demokratik diyaloğa vurgu yapan bu tip görüşleri, “sosyal diyalogculuk” olarak değerlendirip eleştirdiğini de burada not etmek gerekiyor. ancak böylesi marjinal grupları önemsemek de yersiz açıkçası.
evet, yunanlılar bir kez daha demokrasi dersi verdi. darısı başımıza. umarım biz de bir gün siyaset ve iş dünyasının mümtaz şahsiyetlerini yumurta gibi iptidai araçlarla karşılayıp ya da yuhalayarak konuşturmamaktansa yunanlılar gibi doğrudan diyaloğu, fikir alışverişini tercih ederiz... göreceksiniz o zaman demokrasimiz daha da güçlenmiş olacak.
söz konusu örnek demokrasi dersi niteliğindeki, sıcak ve kalpten diyaloğun fotoğrafları aşağıda...

7 Aralık 2010 Salı
HAYALETLER VE BEN - 2
Etiketler:
A.C.A.B.,
alexis grigoropoulos,
cinayet,
ölüm,
polis,
yunanistan
16 Ağustos 2010 Pazartesi
LOUK TELEVİZYONDA

daha önce yunanistan'ın anarşist köpeği louk'tan bahsetmiştim blogda. bugün almanya'da televizyonda yayınlanan bu videoya denk geldim, sizinle paylaşayım dedim...
"2008'den beri bu sokak köpeği başkant atina'daki neredeyse her eylemde ortaya çıkıyor. [...] "the riot dog" mavi tasmasından tanınabilir, bununla yunan belediyeleri kısırlaştırılmış sokak köpeklerini işaretliyor. dört bacaklı eylemci fotoğraflarda sürekli polislerle kavgaya hazır ve eylemcilerle dayanışma içinde gözüküyor. bu tür curcunalarda diğer köpekler kuyruklarını kıstırıp kaçar. ama atinalı özgür radikal ne göz yaşartıcı gazdan, ne de tazyikli sudan korkuyor. ve silah sesleri hayvanın polise saldırma arzusunu iyice arttırıyor. bu köpek otoritelere karşı direnişi nedeniyle yunanistan'daki eylemcilerin sembolü haline geldi. internette kült statüsüne ulaştı. hayranları ona ait bir facebook sayfası açtılar. şimdilik 24 bin arkadaşı var [bu sayı şu anda 33 bini geçmiş durumda.] ve bir de adı: "louk"... bu yunanca ve sosis anlamına geliyor. iddialara göre en sevdiği yemek. louk'un siyasi etkinliği aşağı yukarı iki yıl önce başlamış. ulaşılabilen ilk fotoğrafları 2008 aralığından. polis 15 yaşındaki bir genci vurduktan sonra atina'da haftalar süren sokak çatışmaları yaşanmıştı. o zamandan beri yunanistanlı eylemciler louk'u tanıyor. atina'da ne zaman hükümete karşı gösteri düzenlense louk da orada. özellikle çiftçilerin isyanını zevkle hatırlayacaktır: geçen yıl nisan ayında herkes için bedava süt vardı. ama en çok eylemlerde çatışma çıktığında zevk alıyor. o zaman iki cephe arasında ileri geri koşuyor, ama her seferinde doğru tarafa dönmeyi başarıyor. ve batık durumdaki yunanistan'da halkın hükümetin kemer sıkma politikasına tepkisi neredeyse her gün sokaklarda ifade edilmeye başladığından louk'un köpek yaşamı zirvesini yaşıyor. ama louk almanya'daki iyi eğitilmiş türdeşlerinin en önemli özelliğine hiç sahip değil: itaatkarlık ve disiplin..."PS çeviriyi hızlı hızlı, üstünkörü yaptım...
15 Temmuz 2010 Perşembe
THE REBEL DOG

köpeğin sadece "insanın" değil, aynı zamanda "insanlığın" da en iyi dostu olduğunu iddia edebiliriz bu resimlerden sonra herhalde. aşağıdaki resimler yunanistan'da kapitalizmin kendilerine dayattığı yaşama karşı sokaklarda isyan ateşini yakan insanları mücadelelerinde yalnız bırakmayan sokak köpeği louk'a ait...








PS resimler rebel dog sayfasından...
Etiketler:
atina,
eylem,
köpek,
louk,
resim,
siyaset,
the rebel dog,
yunanistan
12 Mayıs 2010 Çarşamba
ALEXİS, DİMİTRİS VE BEN

alexis almanya'da doğmuş, erasmus öğrenci değişim programıyla bir yıllığına okumak için selanik'e gitmesinin haricinde - ki o bir yılı da öğrencilerin üniversite işgalleri, yürüyüşler ve grevlerle geçirmesiyle zaten üniversiteyle pek alakası olmamış - yunanistan'ı yalnızca yaz tatillerinden tanıyor. bizim alexis de tüm benzerleri gibi ne zaman yunan, ne zaman alman olacağı belli olmayan bir insan. "transkültür" kavramının iki bacaklı hali.
birkaç ayda bir iki kişilik gayrıresmi ege akşamımızı yaparız. nürnberg'de düzgün rakı içilecek bir türk meyhanesi olmadığından genelde şehir merkezindeki mykonos'a gideriz. mykonos'u yolu nürnberg'e düşen herkese tavsiye ederim, nürnberg'in - coğrafi olarak olmasa da - ortam açısından yunanistan'a en yakın noktasıdır. ve benim de istanbul'da rakı içtiğim güzel bir yaz akşamına en yakınlaştığım andır mykonos'ta masanın üstündeki mezelere cypro'nun eşlik ettiği zamanlar.
ve mykonos'ta bir akşam daha - çok geçmedi üstünden... alexis ve bana alexis'in selanik'ten gelen kuzeni dimitris eşlik etti. anlatacak hikayesi olan yeni insanlarla tanışmayı oldum olası sevmişimdir. dimitris'in soframızı üçlemesi, muhabbet dilinin zorunlu olarak almanca'dan ingilizce'ye dönmesinin verdiği sıkıntıyı bir kenara bırakacak olursak, kesinlikle ortamı güzelleştirdi. zira milliyetçiliğin, ırkçılığın her türlüsü benden uzak olsun, ama almanlar'la ne rakı, ne uzo, ne de cypro içiliyor. insanın derdi kana giren alkol miktarından çok sofra adabıyla yürütülen bir muhabbetse eğer...
türkler, ama sanırım daha çok yunanlar için üretilmiş bütün klişelere elimizden geldiğince uyarak hararetli, yüksek sesli bir muhabbete daldık. bu arada bizim heyecanlı-hızlı-yüksek sesli muhabbetimizin kimsenin birbirini dinlemediği anlamına gelmediğini almanlar'a anlatmak çok zor...
alexis'le her meyhane muhabbetimizin zorunlu açılışı haline gelmiş "acı vatan almanya tiradı"yla açıldı akşam. türkiye ve yunanistan kültürlerinin birleşerek almanya'daki yaşamın karşıtını oluşturduğu alanlar, davranış biçimleri vs. bu açılışın ana konusunu oluşturuyor ve bu açılış her defasında alexis'in alman olan annesinin, benim sevgilimin, hatta belki de hayatta en çok benzeştiğim insanın rakı-uzo-cypro sofrasına uyumsuzluğuyla sonuca bağlanıyor.
devamında ben dimitris'e selanik anılarımı anlattım: şehri, özellikle de meyhanelerini ne kadar sevdiğimi, insanların istanbullu olduğumu duyduklarında gösterdikleri yakınlığı, orada bıraktığım tanışıklıkları... dimitris de bana sutopu takımıyla seneler önce kamp yapmak için gittiği istanbul'daki izlenimlerini...
sonra güzellikler yerini "düşman kardeşler"in birbirleri hakkındaki propagandalarına, çocukluğumuzdan itibaren ege'nin karşı yakasındaki insanlar hakkında bize anlatılan hikayelere, düşmanlığa bıraktı. "düşman" değil, basbayağı sadece "kardeş" olabilmeyi, on milyonlarca insanın bizim muhabbetimizin bir benzerini yapabilmesini diledik.
bütün bunlar bugün gazetede alman silah sanayiinin ihracat rakamlarını okuduğumda tekrar aklıma geldi: 2004-2008 yılları arasında türkiye almanya'nın sattığı silahların yüzde 15,2'sini, yunanistansa yüzde 12,9'unu satın almış. (birinci ve ikinci sıradalar alman silah sanayiinin müşterileri arasında.) abd'nin, isviçre'nin, ingiltere'nin, israil'in silah ihracat rakamlarına bakıldığında da - tahmin ediyorum - benzer rakamlarla karşılaşılacaktır. karşılıklı "kardak"laşılan dönemlerin istatistikleriniyse görmek bile istemiyorum.
Etiketler:
almanya,
istanbul,
meyhane,
milliyetçilik,
nürnberg,
selanik,
taverna mykonos,
türkiye,
yunanistan
15 Mart 2010 Pazartesi
R.I.P.
Etiketler:
anarşizm,
lambros fountas,
polis,
siyaset,
yunanistan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




