cinsiyetçilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cinsiyetçilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Şubat 2012 Salı
EN GÜZEL CEVAP
sıradan bir haftasonu gecesi, sıradan iki homofob trans avına çıkmış. ama sıradan olmayan, bir bekarlığa veda partisi için kadın giysileriyle eğlenmeye giden iki "cage fighter"ı gözlerine kestirince, hak ettikleri cevabı almaları. keşke bütün transfobik saldırılar bu şekilde sonlansa...
17 Haziran 2011 Cuma
"FUHUŞ NORMAL BİR MESLEK DEĞİL"
fuhuş, kafamı meşgul eden ve basit bir iki cümleyle kestirip atabileceğim bir yargıya varamadığım bir konu olduğu için jungle world dergisinin "meta ve olmak. fuhuş, taşıyıcı annelik ve bölünmüş insan" adlı kitabın yazarı kajsa ekis ekman'la yaptığı röportaj ilgimi çekti. sizin de ilginizi çekeceğini umarak türkçe'ye çevirdim...
fuhuşun yasallaştırılması, solda çoğunlukla fahişelerin sosyal güvenliği, sendikal örgütlenmesi ve kendi kaderini tayin hakkıyla birlikte anılıyor. sizce bunda yanlış olan nedir?
fuhuş, biri isteyen, diğeriyse istemeyen iki kişinin seks yapması anlamına geliyor. bu zeminde bütün toplumsal eşitsizlikler bir büyütecin altındaymışçasına görünüyor. avrupa'daki durumu örnek verelim: bir yanda işi ve sabit bir geliri, evi ve çoğunlukla ailesi olan avrupalı erkekler var, diğer yanda yoksul ülkelerden gelen, zor koşullarda yaşayan, çoğu onlu yaşlarında genç kadınlar. erkekler, bu kadınların seksten zevk alıp almadıklarıyla ilgilenmiyor. onları kendi gereksinimlerini karşılamanın bir aracı olarak görüyor. gerçek, milyonlarca erkeğin kendileriyle birlikte olmak istemeyen kadınlarla cinsel ilişkiye girdiği. sol değerleri istediğimiz kadar eğip bükelim, bu olguyu görmezden gelemeyiz.
erkekler de fahişelik yapıyor ama...
evet, ama bu istisna. aynı "halinden memnun orospu" ve "seks işçiliği yapan üniversite öğrencisi genç kadın" gibi. postmodern çağda istisnalar sıklıkla olağan durumun kendisiymiş gibi kabul ediliyor. bense normaliteye yoğunlaşmayı tercih ediyorum. ve bu normalite, yalnızca neredeyse hep erkeklerin seks için para ödeyip kadınların da para almasını değil, fahişelerin tamamına yakınının fuhuşu bırakmak istemelerini de içeriyor. birkaç yıl önce melissa farley ve diğerlerinin gerçekleştirdiği, konu hakkında şimdiye kadar yapılan en büyük uluslararası alan araştırması bunu gösteriyor.
az önce "seks işçiliği" terimini kullandınız. neden bu terimi reddediyorsunuz?
günümüzde neoliberal sağcılar ve postmodern solcular arasında uğursuz bir ittifak var. "seks işçiliği" terimi bu ittifakın bir sonucu. ve fuhuşun ayrılmaz biçimde iç içe geçtiği iktidar ve sömürü ilişkilerini, acıyı ve şiddeti gizlemeye yarıyor. sağ bu şekilde siyasetini sürdürebiliyor ve solun eline bu siyasete karşı hiçbir şey yapmamak için bir bahane geçmiş oluyor. özellikle queer hareketinde fahişe cinsel özgürleşmenin, sınır ötesine geçmenin sembolüne, flört edilecek bir mücevhere dönüştürülüyor. ama fetişleştirme dayanışmanın karşıtı. "seks işçiliği" teriminin seks endüstrisinin büyüdüğü ve kurumsallaştığı bir çağda prezentabl hale gelmesi hiç de şaşırtıcı değil. bununla amaçlanan fuhuşu modern ve özgür iradeyle seçilmiş bir şey olarak pazarlamak ve meşrulaştırmak.
kitabınızın daha giriş bölümünde alman fuhuş yasasını eleştiriyorsunuz. isveç'teki yasal durum nasıl?
isveç'te 1999'dan bu yana cinsel hizmetlerin satın alınması yasak, satılmasıysa değil. yani fahişelerin cezalandırılması mümkün değil, yalnızca müşterileri cezalandırılabilir. yasa, insanların dikkatini nihayet fuhuştan sorumlu olanlara, yani erkeklere çekiyor. norveç ve izlanda'da da benzer yasalar var ve fransa da benzer bir yasayı yürürlüğe koymaya hazırlanıyor.
isveç'teki yasa değişikliğinin kovuşturmayı müşterilere yöneltmesinin dışında elle tutulabilir bir etkisi oldu mu?
son on yılda isveç'te müşterilerin sayısında neredeyse yarı yarıya azalma oldu. fuhuşta kayda değer bir gerileme var. örneğin isveç'in iki katı kadar nüfusu olan hollanda'da on kat fazla fahişe var.
fakat fuhuş karşıtları bile yasallaşmanın fahişelerin çalışma koşullarını iyileştireceğini öne sürüyor. bu argüman sizi neden ikna etmiyor?
yanlış olduğu için. alman hükümeti 2007'de fuhuşun yasallaşmasının sonuçlarını değerlendiren bir araştırma yaptırdığında, umut edilen iyileşmelerden hiçbirinin hayata geçmediği ortaya çıktı. araştırmaya katılan fahişelerin yüzde birinden azı yasal bir iş ilişkisine sahipti ve ancak yüzde beşi kontratlı çalışmayı arzuluyordu. çoğunluk, mümkün olan en kısa zamanda fuhuşu bırakmak istiyordu.
bu yasaya karşı bir argüman değil ama. çeşitli sivil toplum kuruluşları, çalışma hukukunun çerçeve koşullarında, bir iyileşme için zorunlu olan değişikliklere gidilmediğini vurguladılar.
fahişelerin haklarını savunan lobi gruplarının durumu biraz karışık. yanlış anlaşılmak istemem; bütün insanların haklarını savunan inisiyatiflere ihtiyacı vardır. ama temsil hakkını iddia edenlerin kimler olduğunu incelemekte fayda var. bu amaçla birçok avrupa ülkesini ziyaret ettim. genel olarak iki tip kuruluşla karşı karşıyayız. öncelikle fahişeler için seksiyonlar açan büyük sendikalar. bu, genelde bolca şatafatla, büyük konferanslarla ve rengarenk broşürlerle yapılıyor. sonrasında boşuna insanların üye olması bekleniyor. bir verdi [almanya'nın ve dünyanın en çok üyeye sahip olan ikinci sendikası] temsilcisi, bana "birkaç" fahişe üyelerinin olduğunu anlattı. ispanya'daki ccoo'da bir kişi bile yok. iş yerinde yürütülen mücadelelere dair de bilinen bir şey yok.
bunun haricinde, fahişelerin yanında sosyal hizmet uzmanlarının, siyasetçilerin ve iş adamlarının da aktif olduğu çeşitli lobi grupları var. hatta "international union of sex workers"ta söz sahibi olan bir de pezevenk var. vitrinde tutulsalar da fahişeler genelde azınlıktalar. bu grupların pek azının fuhuştan çıkar sağlayanlara karşı bir şeyler yapması dikkat çekici. daha çok kamuoyunu fuhuşun da herhangi bir işten farkı olmadığına ikna etmeye uğraşıyorlar.
peki fuhuş neden normal bir meslek değil?
fuhuş diğerlerinden farkı olmayan normal bir meslek değil. 2004 yılında abd'de yapılan bir araştırmaya göre fahişelerin bir cinayete kurban gitme ihtimali normal kadınların 18 katı. bu, fuhuşun yasal olduğu ülkelerde de geçerli. polisler, tehlikelere karşı silahlarla ve kurşun geçirmez yeleklerle donatılıyor. fahişelere ne veriliyor? hangi "normal" işte böyle bir duruma müsamaha gösterilir?
özellikle fuhuş ve göçmenlik konularında yazan laura maria agustin, seks işçiliği hakkında hiçbir fikrinizin olmadığını öne sürdü.
kitabımın, agustin'in ve fuhuşu güzel bir şeymiş gibi göstermekten geçinen diğerlerinin hoşuna gitmemesi beni şaşırtmadı. agustin aşırı ileri gidiyor. insan kaçakçılarının kurbanlarını "göçmen seks işçileri" olarak adlandırıyor ve "kozmopolit özneler" olarak sunuyor. kitabını okurken gerçek anlamda midem bulanmıştı.
"kurban" sözcüğüyle bir sorununuz yok mu?
kurbanın ortadan kaldırılması çağımızın ilginç bir fenomeni. bütün insanlar başlarına gelen, dolayısıyla hayatlarında iyi olmayan her şeyden sorumlu tutuluyor. insanların "kurban" olmaya hakları yok, çünkü "özne"ler. ama "kurban"ın karşıtı "özne" değil "fail". ve zaten amaçlanan da "fail" kategorisinin ortadan kaldırılması. "kurban" yoksa "fail" de yoktur.
isveç'te otonom solda aktifsiniz. otonomcuların bir sorunun çözümü için devleti adres göstermeleri alışılmışın dışında bir tavır.
olabilir. ama otonomcuların, insan bedeninin metalaştırıldığı, devletinse bu işten vergi geliri elde ederek pezevenkleştirildiği kapitalist bir sistemi desteklemeleri de alışılmışın dışında bir tavır. tabii ki yasalar sorunu çözmekten uzak. bunun için, hem fahişeler, hem de müşterileri için terapi olanaklarından alternatif yaşam ve çalışma koşullarına toplumsal önlemler gerekiyor. yine de başlangıçta yasalar, yeni bir bakış açısını vurgulayarak asıl ihtiyacımız olan toplumsal dönüşüme katkıda bulunabilir.
peki bu durumda solun rolü ne olmalı?
kendimize, konu cinsellik olduğunda hayallerimizin ne olduğunu sormalıyız. en iyi ve radikal önerimiz, içinde "iş tutma kutuları"nın olduğu, çevresi çitlerle çevrili park yerleriyse geleceğimiz karanlık demektir. ben, ticaretten kurtarılmış, katılan herkesin zevk aldığı bir cinsellik hayal ediyorum.
fuhuşun yasallaştırılması, solda çoğunlukla fahişelerin sosyal güvenliği, sendikal örgütlenmesi ve kendi kaderini tayin hakkıyla birlikte anılıyor. sizce bunda yanlış olan nedir?
fuhuş, biri isteyen, diğeriyse istemeyen iki kişinin seks yapması anlamına geliyor. bu zeminde bütün toplumsal eşitsizlikler bir büyütecin altındaymışçasına görünüyor. avrupa'daki durumu örnek verelim: bir yanda işi ve sabit bir geliri, evi ve çoğunlukla ailesi olan avrupalı erkekler var, diğer yanda yoksul ülkelerden gelen, zor koşullarda yaşayan, çoğu onlu yaşlarında genç kadınlar. erkekler, bu kadınların seksten zevk alıp almadıklarıyla ilgilenmiyor. onları kendi gereksinimlerini karşılamanın bir aracı olarak görüyor. gerçek, milyonlarca erkeğin kendileriyle birlikte olmak istemeyen kadınlarla cinsel ilişkiye girdiği. sol değerleri istediğimiz kadar eğip bükelim, bu olguyu görmezden gelemeyiz.
erkekler de fahişelik yapıyor ama...
evet, ama bu istisna. aynı "halinden memnun orospu" ve "seks işçiliği yapan üniversite öğrencisi genç kadın" gibi. postmodern çağda istisnalar sıklıkla olağan durumun kendisiymiş gibi kabul ediliyor. bense normaliteye yoğunlaşmayı tercih ediyorum. ve bu normalite, yalnızca neredeyse hep erkeklerin seks için para ödeyip kadınların da para almasını değil, fahişelerin tamamına yakınının fuhuşu bırakmak istemelerini de içeriyor. birkaç yıl önce melissa farley ve diğerlerinin gerçekleştirdiği, konu hakkında şimdiye kadar yapılan en büyük uluslararası alan araştırması bunu gösteriyor.
az önce "seks işçiliği" terimini kullandınız. neden bu terimi reddediyorsunuz?
günümüzde neoliberal sağcılar ve postmodern solcular arasında uğursuz bir ittifak var. "seks işçiliği" terimi bu ittifakın bir sonucu. ve fuhuşun ayrılmaz biçimde iç içe geçtiği iktidar ve sömürü ilişkilerini, acıyı ve şiddeti gizlemeye yarıyor. sağ bu şekilde siyasetini sürdürebiliyor ve solun eline bu siyasete karşı hiçbir şey yapmamak için bir bahane geçmiş oluyor. özellikle queer hareketinde fahişe cinsel özgürleşmenin, sınır ötesine geçmenin sembolüne, flört edilecek bir mücevhere dönüştürülüyor. ama fetişleştirme dayanışmanın karşıtı. "seks işçiliği" teriminin seks endüstrisinin büyüdüğü ve kurumsallaştığı bir çağda prezentabl hale gelmesi hiç de şaşırtıcı değil. bununla amaçlanan fuhuşu modern ve özgür iradeyle seçilmiş bir şey olarak pazarlamak ve meşrulaştırmak.
kitabınızın daha giriş bölümünde alman fuhuş yasasını eleştiriyorsunuz. isveç'teki yasal durum nasıl?
isveç'te 1999'dan bu yana cinsel hizmetlerin satın alınması yasak, satılmasıysa değil. yani fahişelerin cezalandırılması mümkün değil, yalnızca müşterileri cezalandırılabilir. yasa, insanların dikkatini nihayet fuhuştan sorumlu olanlara, yani erkeklere çekiyor. norveç ve izlanda'da da benzer yasalar var ve fransa da benzer bir yasayı yürürlüğe koymaya hazırlanıyor.
isveç'teki yasa değişikliğinin kovuşturmayı müşterilere yöneltmesinin dışında elle tutulabilir bir etkisi oldu mu?
son on yılda isveç'te müşterilerin sayısında neredeyse yarı yarıya azalma oldu. fuhuşta kayda değer bir gerileme var. örneğin isveç'in iki katı kadar nüfusu olan hollanda'da on kat fazla fahişe var.
fakat fuhuş karşıtları bile yasallaşmanın fahişelerin çalışma koşullarını iyileştireceğini öne sürüyor. bu argüman sizi neden ikna etmiyor?
yanlış olduğu için. alman hükümeti 2007'de fuhuşun yasallaşmasının sonuçlarını değerlendiren bir araştırma yaptırdığında, umut edilen iyileşmelerden hiçbirinin hayata geçmediği ortaya çıktı. araştırmaya katılan fahişelerin yüzde birinden azı yasal bir iş ilişkisine sahipti ve ancak yüzde beşi kontratlı çalışmayı arzuluyordu. çoğunluk, mümkün olan en kısa zamanda fuhuşu bırakmak istiyordu.
bu yasaya karşı bir argüman değil ama. çeşitli sivil toplum kuruluşları, çalışma hukukunun çerçeve koşullarında, bir iyileşme için zorunlu olan değişikliklere gidilmediğini vurguladılar.
fahişelerin haklarını savunan lobi gruplarının durumu biraz karışık. yanlış anlaşılmak istemem; bütün insanların haklarını savunan inisiyatiflere ihtiyacı vardır. ama temsil hakkını iddia edenlerin kimler olduğunu incelemekte fayda var. bu amaçla birçok avrupa ülkesini ziyaret ettim. genel olarak iki tip kuruluşla karşı karşıyayız. öncelikle fahişeler için seksiyonlar açan büyük sendikalar. bu, genelde bolca şatafatla, büyük konferanslarla ve rengarenk broşürlerle yapılıyor. sonrasında boşuna insanların üye olması bekleniyor. bir verdi [almanya'nın ve dünyanın en çok üyeye sahip olan ikinci sendikası] temsilcisi, bana "birkaç" fahişe üyelerinin olduğunu anlattı. ispanya'daki ccoo'da bir kişi bile yok. iş yerinde yürütülen mücadelelere dair de bilinen bir şey yok.
bunun haricinde, fahişelerin yanında sosyal hizmet uzmanlarının, siyasetçilerin ve iş adamlarının da aktif olduğu çeşitli lobi grupları var. hatta "international union of sex workers"ta söz sahibi olan bir de pezevenk var. vitrinde tutulsalar da fahişeler genelde azınlıktalar. bu grupların pek azının fuhuştan çıkar sağlayanlara karşı bir şeyler yapması dikkat çekici. daha çok kamuoyunu fuhuşun da herhangi bir işten farkı olmadığına ikna etmeye uğraşıyorlar.
peki fuhuş neden normal bir meslek değil?
fuhuş diğerlerinden farkı olmayan normal bir meslek değil. 2004 yılında abd'de yapılan bir araştırmaya göre fahişelerin bir cinayete kurban gitme ihtimali normal kadınların 18 katı. bu, fuhuşun yasal olduğu ülkelerde de geçerli. polisler, tehlikelere karşı silahlarla ve kurşun geçirmez yeleklerle donatılıyor. fahişelere ne veriliyor? hangi "normal" işte böyle bir duruma müsamaha gösterilir?
özellikle fuhuş ve göçmenlik konularında yazan laura maria agustin, seks işçiliği hakkında hiçbir fikrinizin olmadığını öne sürdü.
kitabımın, agustin'in ve fuhuşu güzel bir şeymiş gibi göstermekten geçinen diğerlerinin hoşuna gitmemesi beni şaşırtmadı. agustin aşırı ileri gidiyor. insan kaçakçılarının kurbanlarını "göçmen seks işçileri" olarak adlandırıyor ve "kozmopolit özneler" olarak sunuyor. kitabını okurken gerçek anlamda midem bulanmıştı.
"kurban" sözcüğüyle bir sorununuz yok mu?
kurbanın ortadan kaldırılması çağımızın ilginç bir fenomeni. bütün insanlar başlarına gelen, dolayısıyla hayatlarında iyi olmayan her şeyden sorumlu tutuluyor. insanların "kurban" olmaya hakları yok, çünkü "özne"ler. ama "kurban"ın karşıtı "özne" değil "fail". ve zaten amaçlanan da "fail" kategorisinin ortadan kaldırılması. "kurban" yoksa "fail" de yoktur.
isveç'te otonom solda aktifsiniz. otonomcuların bir sorunun çözümü için devleti adres göstermeleri alışılmışın dışında bir tavır.
olabilir. ama otonomcuların, insan bedeninin metalaştırıldığı, devletinse bu işten vergi geliri elde ederek pezevenkleştirildiği kapitalist bir sistemi desteklemeleri de alışılmışın dışında bir tavır. tabii ki yasalar sorunu çözmekten uzak. bunun için, hem fahişeler, hem de müşterileri için terapi olanaklarından alternatif yaşam ve çalışma koşullarına toplumsal önlemler gerekiyor. yine de başlangıçta yasalar, yeni bir bakış açısını vurgulayarak asıl ihtiyacımız olan toplumsal dönüşüme katkıda bulunabilir.
peki bu durumda solun rolü ne olmalı?
kendimize, konu cinsellik olduğunda hayallerimizin ne olduğunu sormalıyız. en iyi ve radikal önerimiz, içinde "iş tutma kutuları"nın olduğu, çevresi çitlerle çevrili park yerleriyse geleceğimiz karanlık demektir. ben, ticaretten kurtarılmış, katılan herkesin zevk aldığı bir cinsellik hayal ediyorum.
Etiketler:
alıntı,
cinsiyetçilik,
fuhuş,
kadın-erkek ilişkileri,
kajsa ekis ekman
17 Şubat 2011 Perşembe
İTİRAF EDİYORUZ!
![]() |
| gerçek aydın |
basına ve kamuoyuna duyurumuzdur;
belki de bu sözlerimizin artık bir anlamı yok, belki de bu itirafı yıllar, asırlar önce yapmalıydık. ama olanla ölene çare yoktur demiş atalarımız; yaşanmışı değiştirme şansımız olmadığına göre, doğru olanı - geç de olsa - bugün söylemekten başka ne gelir elden...
selçuk üniversitesi ilahiyat profesörü orhan çeker'in sözlerinde sonra bize suçumuzu itiraf etmekten başka yapacak bir şey kalmadı zaten. foyamız ortaya çıktı, gerçek yüzümüzü dünya alem gördü.
"sorunun odağında kim var? kadın var. kardeşim sen dekolte giyinirsen bu tür çirkinliklerle karşılaşman sürpriz olmayacaktır.
tahrik ettikten sonra sonucundan şikayet etmen makul değildir. bu konuda suçu işleyenleri savunduğum anlaşılmasın. elbette işlenen suç son derece iğrençtir.
lakin bu suçun işlenmesinde dekolte ve tahrik edici kıyafetler giyinen kadının da etkisi küçümsenmeyecek kadar büyüktür. kadının da suçu gözardı edilirse meseleyi çözümde yanlış adım atmış oluruz. bu olayda her iki taraf da suçludur" demişti çeker.
gerçek bir aydın olarak toplumu yaşamın tüm karmaşıklığı karşısında aydınlatmak, karanlıkta kalan gerçekleri açığa çıkarmak görevini layıkıyla yerine getiren sayın profesörün sözleri kuşkuya yer bırakmayacak derecede haklıdır. haklıdır haklı olmasına da, eksiktir de aynı zamanda. işte bu nedenden asırlardır, hain planlarımız doğrultusunda bilinçlerini bulandırdığımız insanların kafalarında kuşkunun zerresi kalmayacak biçimde gerçeği tüm çıplaklığıyla açıklamaya karar verdik.
biz - sizin bildiğiniz adımızla - tüm ezilenleriz. asırlardır toplumu zehirleyerek, insanların beynini yıkayıp yanımıza çekerek inandırdık sizleri ezildiğimize. milyonlarca insan canını verdi uğrumuza, oysa biz onların aptallığına bakıp eğlendik.
biz kadınlarız. biz dekolteyle, mini etekle tahrik etmeseydik kimse bize tecavüz etmezdi. bize haddimizi bildiren gerçek erkeklere, ama en çok da sikilmeye doyamadığımızdan tecavüzün hoşumuza gittiğini sizlerden gizledik.
biz ermenileriz. biz sizi arkadan vurmasaydık, hain olmasaydık, ölmezdik kuşkusuz. yıllarca kendini beğenmiş sözde entellektüellerinizi ve aranızdaki vicdan sahibi salakları kandırıp haksızlığa uğradığımıza, katledildiğimize inandırdık. biz türk köylerini basıp kanınızı bozmak için kadınlara tecavüz etmesek, soyunuzu kurutmak için çocuklarınızı kesmesek, siz de bizi sürgüne göndermek zorunda kalmazdınız. ama bir bakıma iyi de oldu, başka türlü soykırım yalanını tüm dünyaya nasıl yuttururduk?
biz kürtleriz. ermenilerle ve emperyalistlerle beraber türkiye'nin kuyusunu kazmak için elimizden geleni ardımıza koymadık. koksak da ve kuyruğumuz da olsa, kimse bize ayrımcılık yapmazdı kuşkusuz, eğer türk'ün yurdunda türk olmayanın ancak hizmetkar olabileceğini kabullenseydik, biz kalleşlik edip haddimizden fazlasını istemeseydik.
biz işçiler, işsizler, tüm yoksullarız. aptal ve tembel olmasaydık, yoksul olmazdık elbet. "hakkımızı arıyoruz" diyerek çalışan ve üreten zeki insanların mallarına göz diktik. yeri geldi grev yaptık, yediğimiz kaba pisledik. yeri geldi isyanlar, ayaklanmalar çıkardık, insanların canına kastettik. ve siz aptallar peşimize takıldınız, zekanızı, birikiminizi, çalışkanlığınızı bizim için harcadınız. bazılarınız büyük adam olabilirdi, sürgünlerde, hapislerde süründünüz, darağacına gittiniz. bu kadar büyük salaklığa biz de ne diyeceğimizi şaşırdık.
biz yahudileriz. dünyayı ele geçirmek için planlar yaptık ve çoğunlukla başarılı da olduk. gizli teşkilatlar kurduk, birbirimizi kayırdık. çalışmadan, çalışkan halkların emeğini sömürerek hepimiz zengin olduk. yarattığımız sis perdesinin ardını görebilen az sayıda insanı antisemitist olmakla damgaladık, siz salaklar onlara değil, bize inandınız. dünya üzerindeki egemenliğimizi ebedi kıldınız. gaz odaları, pogromlar bizim yaptıklarımızın yanında şaka kalır, çok daha fazlasını haketmiştik, yapamadınız.
biz eşcinselleriz. ırkınızı yumuşattık, çocuklarınıza kötü örnek olup toplumlarınızın ahlakını bozduk. biliyoruz, her şey yatak odamızda kalsaydı, yine bir şey demezdiniz, ama biz en büyük zevki kıvırta kıvırta yürüyerek eşcinselliğimizi sizin gözünüze sokmaktan aldık. hak yolu varken bok yolunu kullanmaktan bir kere zevk aldıysak, çocuklarınızın aklını karıştırıp kendimiz gibi eşcinsel yapmaktan, sağlıklı bir toplumun önüne geçmekten bin kere zevk aldık. bizden kurtulmak sizin için hayat memat meselesiyken, sizi çoktan öylesine yumuşatmayı başarmıştık ki, yalnızca birkaçımızı cezalandırmakla yetindiniz. çok teşekkür ederiz.
biz alevileriz. mum üfledik, karanlıkta bir yandan kendi karımızı kızımızı peşkeş çektik, diğer yandan başkasının namusuna göz diktik. ve islam'ı bozmaya ant içtik. çorum'da, maraş'ta son anda uyanmasaydınız, hedefimize ulaşacaktık da. artık bir dahaki sefere.
ne yazık ki yalanlarımızı yinelemeyeceğimize söz veremiyoruz. ne yapalım, biz böyleyiz. bir yandan kuyunuzu kazar, size ihanet eder, hakettiğimiz cezayı gördüğümüzdeyse aranızdaki salakları ezildiğimize ikna ederiz her seferinde. orhan çeker'in bize sunduğu bir an için olsun insan olma, çalışkan, mert, erkek, müslüman ve türk gibi davranma şansından yararlanalım dedik. kuşkusuz aranızda bize inanan salakların varlığı baki kalacak. onlara diyecek bir sözümüz yok. bu bir uyanma çağrısıdır: bize dediğiniz, yaptığınız her şeyde haklısınız ve biz aslında kat be kat fazlasını hakediyoruz.
14 Ocak 2011 Cuma
JON LAJOIE
jon lajoie, benim hip hop yıldızım! ve - benim gibi - hip hop klişeleriyle barışması mümkün olmayan insanların hiphop yıldızı olmaya aday. lajoie, aslen bir müzisyen değil, komedyen ve oyuncu. kanada televizyon ve radyolarında aralarında bir "arkası yarın"ın da bulunduğu binbir çeşit programda rol almış. ancak kanada dışındaki ününü hiphop parçalarına borçlu.
lajoie'yı ilk "guns don't kill people, I kill people with guns"la ("silahlar insanları öldürmez, ben insanları silahlarla öldürürüm") tanıdım. kendini "mc vagina" olarak tanıttığı parçada hiphop klişelerinden, "gerçek bir erkek" ve tehlikeli bir gangster imajını ve o kadar abartıyor ki, normal bir hip hop parçasında - eğer amacınız bilinçli-bilinçsiz verilen mesajları incelemek değil, yalnızca müzikten keyif almaksa - arada kaynayacak bu motifler dinleyicinin gözüne (ya da kulağına mı demeliydim?) sokuluyor: "I buy a lot of expensive things, because I have a lot of money. you can't afford a lot of expensive things, because you don't have a lot of money. haha, you want these expensive things, but you can't afford them. that means that you're not cool, because you're just a poor person." ("ben bir sürü pahalı şey alıyorum, çünkü benim çok param var. siz bir sürü pahalı şey alamazsınız, çünkü sizin çok paranız yok. haha, siz de o pahalı şeyleri istiyorsunuz, ama alamazsınız. 'cool' değilsiniz, çünkü fakirsiniz.") ve devam ediyor: "stupid poor people, stupid poor people, you can't even afford food" ("aptal fakir insanlar, aptal fakir insanlar, yiyecek alacak paranız bile yok")...
jon lajoie'nın tek parçayla ünlendikten sonra tarihe gömülenlerden olduğuna karar veriyordum ki, "show me your genitals"ı ("bana cinsel organını göster") keşfettim. lajoie, "show me your genitals"la hip hop'un "gerrrçek errrkek"lere dair bir şey olduğunun altını daha bir kalın çiziyor: "no, I don't have feelings, because feelings are gay" (hayır, duygularım yok, çünkü duygular eşcinseller içindir") ya da "women are good for three things: cooking, cleaning and vaginas." ("kadınlar üç şey için iyidir: yemek pişirmek, temizlik ve vajinaları.") lajoie'nın parçalarında, anaakım hip hopçuların tercih ettiği argo karşılıklarının yerine, neredeyse "tıbbi" bir dil kullanılarak "vagina", "genitals", "penis" gibi sözcüklerin tercih edilmesi, anaakım hiphop'un cinsiyetçi dilini gözler önüne seriyor.
jon lajoie'nın tek bulaştığı hip hop değil, paul mccartney'den ("blackbird") coldplay'e, radyo kanallarının müzik yapımcılarının çıkarları doğrultusunda yayın politikalarını belirlemelerinden ("radio friendly song") 90'ların "boy band"lerine ("pop song"), anaakım medyanın aptallaştırıcı etkisinden ikiyüzlülüğüne ("michael jackson is dead") birçok konuya müzik yoluyla sataşıyor.
lajoie, stand-up şovuyla şarkılarını sahneye taşıyacağı bir avrupa turnesi yapacağını açıklamış. kim bilir, yolu belki sizin yaşadığınız şehre de düşer... (güneşli pazartesiler'i amerika'dan okuyanları "adam" yerine koymamış oldum böylece. ama onlar için lajoie'dan bir alıntı gelsin: "it's not about what your country can do for you, it's about what your country can steal from other countries.")
Etiketler:
cinsiyetçilik,
eleştiri,
hip hop,
jon lajoie,
komedi,
müzik,
video
24 Kasım 2010 Çarşamba
KISA KISA - GARİP

* bu sabah yıllar önce ortadan kaybolan bir arkadaşımı rüyamda gördüm. nerede olduğunu, bunca yıl neler yaptığını sormak istedim, ama rüyada yapmak, söylemek istediğim şeyi bir türlü denk getirip yapamam, söyleyemem durumu tekerrür ettiğinden beceremedim. gerçek hayatta istanbul türkçesi konuşan arkadaşım, rüyamda orta anadolu türkçesi konuşuyordu. rüyayı görürken de bu garipliğin farkına vardığımı hatırlıyorum. ayrıca son gördüğümde olduğundan çok daha zayıftı ve yüzü de kendi yüzü değildi. ama yine de karşımdakinin kaybolan arkadaşım olduğunu biliyordum. bir insanın kimseye bir şey söylemeden ortadan kaybolması ne kadar garip bir durum. geride kalanlar için yaşadıkları sürece içlerini kemiren bir merak, yakalarını bırakmayan bir beklenti anlamına gelse de; her şeyi geride bırakıp, arkada bıraktıklarına bir daha dönüp bakmamacasına çekip gitme tasavvurunun bile kendine özgü bir çekiciliği var.
* amcam, yakın bir arkadaşının babasının "sigara almaya gidiyorum" diyerek evden çıktığını ve tam otuz yıl sonra, sigara almış bir şekilde yeni zelanda'dan döndüğünü anlatmıştı. üç çocukla birlikte ortada bıraktığı karısı, babasız büyüyen çocukları, kardeşleri, terkedilmelerine ve bunca yıl haber alamamalarına rağmen sıcak bir karşılama yemeği düzenlemişler. amcam yemekte arkadaşıyla sohbet ederken "konuştuğunuza göre yemeği bitirdiniz herhalde" diye tavır koyarak "sofra adabı" öğretmeye kalktığını anlatıyordu bu garip adamın.
* ibrahim tatlıses'in program yaptığı bir otelde sahneye çağırdığı on yaşındaki bir kız çocuğuna "küçük orospu" demesi, olay yerinde olan kültür bakanı ertuğrul günay'ın tepki göstermek yerine tatlıses'le kızın ailesini barıştırma yoluna gitmesi bütün gazetelerde, internet sitelerinde vs. haber oldu. o yüzden tatlıses'in sözlerinin üstünde durmak yerine, "kader"in ("kadın adayları destekleme ve eğitme derneği") olayın ardından gösterdiği tepkiye değineceğim. dernek, basın açıklamasında şu sözleri kullanmış: "argoda, 'para karşılığı seks işçiliği yapan' kadınları tanımlamak için kullanılan ve türkiye'de erkeklerin kadınları aşağılamak için hakaret amacıyla kullandıkları bu kelimenin hele de bir çocuğa karşı 'fütursuzca, şuursuzca, saygısızca' kullanılması büyük bir ayıp olmasının yanı sıra suçtur." on binlerce kadının para karşılığında erkeklerle seks yapmak zorunda kalmasının, meslekleri nedeniyle toplumdan dışlanmalarının, hakaretlere, tacizlere, tecavüzlere maruz kalmasının, damgalanmasının, kovuşturulmasının karşısında erkek egemen ve insanın kendisi de dahil her şeyi metalaştıran toplumla yüzleşmek, hesaplaşmak yerine, yalnızca "orospu" sözcüğünün "fütursuzca, şuursuzca, saygısızca" söz konusu mesleği icra etmeyen küçük bir kıza hitaben kullanılmasına tepki koyanlar, (ya farkında olmadan ya da bilerek ve isteyerek) erkek egemen ve "her koyunun kendi bacağından asıldığı" toplumun saflarında yerlerini alıyorlar. zira dertleri ne "para karşılığı seks işçiliği yapan" kadınların "kader"iyle (onlar zaten sadece milletvekilliğine aday olan kadınların "kader"i), ne de toplumun "orospu"luğa mahkum ettiği kadınların kendisini suçlu ilan edercesine sözcüğün hakaret olmasıyla. toplumun ışık görmeyen bodrum katına hapsedilen, itilen-kakılan, aşağılanan "orospu"lar dursunlar durdukları yerde, yeter ki "orospuluk" yapmayan küçük kıza layık görülmesin bu ünvan. feminizmi nerelerinden anlamışlarsa oralarına soksunlar bir zahmet!
* "kadınlar fuhuşa karşıdır!" ne zaman böyle düşünmeye başladım, nasıl bu sonuca vardım bilmiyorum. kendimi bildim bileli sahip olduğum bu önyargı kumdan bir kaleymiş. gerçeklerle karşılaştığımda çok çabuk yıkıldı ve şoku üstümden hala atabilmiş değilim. kadınların fuhuşa karşı olduğu kurgusu benim kafamda, öyle "genelevleri basalım, içerde kimi bulursak kafasını kıralım" tarzı ahlakçı bir tepkiyi değil, kadınların erkek egemen toplumda kendi ezilmelerinden yola çıkarak "orospu"ların yaşamlarını, "kader"lerini anlayabileceklerini imliyordu. oysa "genelevler olmasa bu erkekler yolda bize sarkıntılık eder" düşüncesi o kadar derine işlemiş ki, fuhuşun varlığı - fazla göz önünde olmaması kaydıyla - kadınların da büyük bir çoğunluğunun desteğini alıyor. böylece erkek egemen toplumun ancak bir totalite olarak varlığını sürdürebildiği, her kadının (daha doğrusu her insanın) insanca yaşamasının, tek bir kadının insanca yaşamasının önkoşulu olduğu gözden kaçıyor. "sana tecavüz etsinler, seni taciz etsinler, ezsinler, iktidarsızlaştırsınlar ki, ben kurtulayım"ın yerine "sana tecavüz etmesinler ki, bana da etmesinler"in alması tek kurtuluş yolumuz...
* ezilen insanların, diğer ezilen insanlarla empati kurarak sorunu ezme-ezilme ilişkisinin kendisinde bulacaklarına dair "çocukça" umudum binbir hayal kırıklığıyla çoktan tarihe gömüldü. eşcinsellerin ırkçılığa karşı çıkması, kürtler'in çingenelere sahip çıkması, işsizlerin sokak çocuklarının halinden anlaması ne kadar daha güzel, özgür ve kardeşçe bir yaşamın mümkün olması için zorunluysa da, insanların kendiliğinden böyle bir bilinç geliştireceklerine dair umudum kalmadı. bakalım nasıl olacak bu işler...
Etiketler:
cinsiyetçilik,
empati,
feminizm,
gitmek,
ibrahim tatlıses,
kader,
kadın-erkek ilişkileri,
kısa kısa,
rüya
21 Ekim 2010 Perşembe
YORUMSUZ - III
Etiketler:
cinsiyetçilik,
fatmagül,
feminizm,
medya,
resim,
televizyon,
yorumsuz
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


