polis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
polis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mayıs 2012 Pazar

A.C.A.B. FENERBAHÇE



galatasaraylılığım bu resimleri seriye eklemeyecek kadar gözümü almadı, kimse kusura bakmasın.

27 Mart 2012 Salı

A.C.A.B. - BİR LİMON, BİR TAŞ, BİR DE MASKE





şampiyonlar ligi'ni kazanan fenerbahçe kadın voleybol takımının türkiye'ye dönüşünde yapılan kutlamaya polisin saldırarak 12 yaşında bir kızın kolunu kırmasının ardından birçok insan soruyor: "beni polisten kim koruyacak?"

canan kaya bu soruya twitter çok güzel bir yanıt verdi: "bir limon, bir taş, bir de maske."


ancak bu yanıtı "bir de omzuna değecek bir omuz"la tamamlamalıyız. malum, polisin elinde binbir çeşit silah, arkasında yasalar varken, normal insanların kendini savunmasının, polise hak ettiği cevabı vermesinin tek yolu bir araya gelerek dayanışmak.

kısacası fenerbahçe taraftarı dayağını yiyip evine dönmek istemiyorsa, aşağıdaki görüntüleri izlediğinde "polis, teröristlerin amına koymuş"tan başka şeyler düşünmek zorunda.





karmakarışık bir gezegende yaşıyoruz; milyonlarca, milyarlarca insan dünyayı anlamak ve anladığı kadarını anlatmak için yırtınıyor. ama bazı gerçekler var ki son derece basit: ya her birimiz bir diğerinin başına gelenlere kıs kıs gülerken, ayrı ayrı kendimizi ezdiririz ya da beraberce kendimizi savunur ve kazanırız.

30 Ocak 2012 Pazartesi

A.C.A.B. - KAFA



her ne kadar pek anlaşamasak da; onlar da çalışıyor, onlar da yoruluyor. dinlenmek, eğlenmek her insanın hakkı...

26 Ocak 2012 Perşembe

27 Temmuz 2011 Çarşamba

A.C.A.B. - XXXVIII

  
daha önce acab'nin teorik açılımını gerçekleştirmiştik, böylece teoriyle pratik arasındaki bağı kurmuş olalım...

30 Mayıs 2011 Pazartesi

A.C.A.B. - XXXV


resim atina'nın "anarşist mahalle"si exarchia'dan...

14 Mayıs 2011 Cumartesi

FAŞİSTLER İNSAN AVINDA


geçtiğimiz perşembe akşamı atina'da binlerce insan bağırıyordu: "polis, televizyon ve naziler el ele!" bir önceki gün düzenlenen grev yürüyüşüne polisin saldırması ve eylemin yakınındaki ara sokaklarda solcu avına çıkan nazileri koruma altına almasının yanında televizyon kanallarının ve gazetelerin eylemcileri şiddetin sorumlusu olarak göstermesi bardağı taşıran son damla olmuştu.

aynı gün faşistler atina'da yine ava çıkmıştı. bu sefer eylemcilerin değil, yunanistan'da gittikçe güçlenen bir nefret söylemiyle karşı karşıya kalan göçmenlerin peşindeydiler. nazi grubu "chrisi avgi" ("altın şafak") şehir merkezinde yakaladığı on beş göçmeni hastanelik ediyordu. polisin eşlik ettiği faşistler, on yılı aşkın süredir anarşistler tarafından işgal edilmiş bir binaya da saldırdılar. görgü tanıkları, polisin faşistlerin işgal evine saldırısına kenara çekilip sırıtarak eşlik ettiklerini anlatıyor.

ve perşembe akşamı faşist insan avı beklenen ölümle sonuçlanıyordu: yirmi bir yaşındaki sri lanka göçmeni bir genç, motorsikletli faşistler tarafından takip ediliyor, köşeye sıkıştırılıp bıçaklanarak öldürülüyordu.

ana haber bültenleriyse, perşembe akşamı - faşistlerin yaptığını "doğru" bulmasalar da - göçmen nüfusunun aşırı artması ve göçmenlerin işlediği suçlar tarafından kışkırtılan vatandaşlardan bahsediyordu. atina belediye başkanı giorgos kaminis, sayısı hızla artan kaçak göçmenlerin kontrol altına alınamayan suçlarının "içsavaş benzeri" bir duruma yol açtığından bahsetmeyi tercih ediyordu. (solcuların yapmaları durumunda oy birliğiyle "terör" ilan edilecek şeylerin faşistler yaptığında medyada "vatandaş tepkisi" olarak sunulması türkiye'ye özgü değil...)

faşistlerin insan avı yapması, özünde haklı, ama biraz abartılı kaçan "vatandaş tepkisi" olarak sunulurken, anarşistlerin polis şiddetine karşı düzenlenen bir yürüyüşün ardından atina üniversitesi çevresinde polisle yaşadığı sokak çatışması perşembe akşamının "terör" menüsünde izleyiciye sunuluyordu. çatışmada ağır yaralanan: 0 (yazıyla 'sıfır'), ölen: 0 (yazıyla 'sıfır')...

7 Mayıs 2011 Cumartesi

FOUCAULT DA YARGILANSIN!

nejat ağırnaslı

boğaziçi üniversitesi sosyoloji bölümü yüksek lisans öğrencisi arkadaşımız nejat ağırnaslı, uzun namlulu silahlarla dün yapılan bir baskın sonucu evinden gözaltına alındı. nejat, daha sonra ailesiyle ve avukatıyla görüştürülmeden alelacele kck davasının görüldüğü diyarbakır'a sevk edildi.

boğaziçi üniversitesi öğrencileri olarak, hem arkadaşımız nejat'a hem de tüm diğer göz altına alınanlara yapılan bu hukuksuzluğu açıkça kınıyoruz. üniversite arkadaşları olarak, nejat'ın dava dosyasına nelerin konulacağını şimdiden merak ediyoruz. onun ders programını "örgüt dökümanı", yurtdışındaki üniversitelere yapacağı doktora başvurusunu da "örgütün yurtdışına açılma planı" olarak gören işgüzar zihniyetin ellerinin daha nereye kadar uzanacağını bilemiyoruz.

nejat'ın yazdığı makaleler, yaptığı çeviriler, bilinmeyen bir dilde değil ama İngilizce yaptığı literatür taramalarının da dosyasına konulduğu takdirde, kck davasının foucault'ya ve hatta gramsci'ye kadar genişletilmesini öngörmekte güçlük çekmiyoruz.

boğaziçi üniversitesi öğrencileri olarak, arkadaşımız nejat serbest bırakılmadığı takdirde, bizi suç işlemeye teşvik eden kitaplarımızı, kampüsümüzün tarihi güney meydanında toplayarak yakacağımızı açıkça ilan ediyoruz.

boğaziçi üniversitesi öğrencileri

22 Aralık 2010 Çarşamba

BEHZAT Ç HAKKINDA LAF EBELİĞİ

behzat ç... asırlar olmuştu türk yapımı bir dizi izlemeyeli, en sonunda eşin dostun yaptığı yoğun "reklam"a dayanamayıp behzat ç izlemeye başladım. en son söyleyeceğimizi baştan söyleyelim: gerçekten - türkiye standartlarında - kaliteli bir dizi çekmişler, izletiyor kendini. (daha önce gand da behzat ç hakkında yazmıştı, o yazıya buradan ulaşabilirsiniz.) dizi izlemeyi severim, ama sinemayı sevdiğim gibi değil. iyi bir sinema filmi gurme işiyse, dizi olsa olsa fast food olur. ama işte insanın canı ikisini de çekiyor.

behzat ç, kaliteli polisiye izleme hakkı elinden alınmış türkiye televizyon izleyicisine, daha doğrusu kaliteyi kalitesizlikten ayırabilen kısmına ilaç gibi geldi. daha on iki bölümde "fenomen" olma yolunda ilerliyor dizi. hoş, kaliteli polisiye dizi izlemek isteyen kesimin oranı, belki de behzat ç'nin yayından kalkma ihtimalinin düzenli olarak gündemde kalmasıyla ortaya çıkıyor.

bir araba dolusu övgünün yanında yavaştan eleştiriler de duyulur olmaya başlamadı değil. örneğin deniz gedizlioğlu radikal'de behzat ç'yi bir yandan emniyeti "eğlenceli bir yer" olarak göstermekle, diğer yandan homofobik olmakla suçladı. ekşisözlüklerde oralarda buralarda da küfür yoğunluğundan rahatsız olanlar ve ne zaman bir kitap filme ya da diziye dönüşse eksik kalmayan okuduğunu izleyememekten şikayet edenler...

dizi güzel dedim diye eleştirilmeyecek kadar güzel demedim. ama türk polisine küfür ettirdi diye rahatsız olacaksan "walt disney'den şaşma" derim. polis bu! (bakın benim bile cümlenin sonunu "amına koyarak" bitirmek geldi içimden...) konuştuğu vatandaş karşısında dokunulmazlığının, otoritesinin verdiği özgüvenle karşısındakini aşağılamayacaksa, gevrek gevrek gülerek pis espiriler yapmayacaksa polis, gerçekçilikten bir kalemde vazgeçelim. anaokulu öğretmeni gibi davransın polisler, sorguya aldıkları adama "siz" diye hitap etsin, saygıda kusur etmesin. polis "siker", polis "amına koyar", polis "ibne" der. yok, "ben öyle polis istemem dizimde" dersen, dizinin en güzel sahnelerinden biri olan savcının behzat ç'ye "terbiyeni takın, karşında vatandaş yok" dediği sahneyi "polisin vatandaşa hakaret etmesini mi savunuyor bunlar" diye eleştirirsin. tek cevabım: "otur, anlamamışsın, sıfır!"

diziden tatmin ol(a)mayan emrah serbes okurlarına diyecek bir şeyim yok. hem serbes'in daha hiçbir kitabını okumuşluğum yok, hem de daha önceden okuduğum bir romanın filminden, dizisinden tatmin olduğumu hatırlamıyorum. muhtemelen tatminsizliklerinde haklıdırlar.

gelelim homofobi konusuna: nasıl olmalı sizce ekrandaki polis? cinsiyetçilik karşıtı? gay pride yürüyüşüne de katılsın mı? siz gerçek hayatta hiç cinsiyetçi olmayan polis gördünüz mü? polis televizyonda en sevebileceğimiz, en "politically correct", en polis olmayan haliyle mi karşımıza çıkmalı? ben polisten nefret ediyorum, ekranda da karşıma gerçek haliyle, o nefret ettiğim haliyle çıksın istiyorum.

sorun da burada başlıyor zaten. behzat ç, polisin gerçek yüzünü, hani o nefret ettiğim yüzünü daha önce yapılmadığı kadar ekrana yansıtıyor yansıtmasına da, "insani" özelliklerle öyle bir harmanlıyor ki, "polislerimiz"in hal ve tavrını "anlar" buluyor insan kendini. behzat ç'nin yargısız infaz soruşturmasından yırtmasını bana istetmiş bir dizi gerçekten tehlikelidir arkadaş...

"solcu dizi" öyle bir gecekondu yıkımı, bir memur eylemi, birkaç tane de karikatürize edilmiş solcu göstererek çekilmiyor. ben sonunda bütün o iğrenç özellikleriyle polisin yanında bulacaksam kendimi, olmuyor...

7 Aralık 2010 Salı

A.C.A.B. - XXIII : TEORİK A.C.A.B.


A.C.A.B. konusuna bir de teorik açılım getirelim dedik...

HAYALETLER VE BEN - 2


ne bir şey yazmak geliyor içimden, ne de alexis'in ölümünün yavaş yavaş unutulmasına göz yummak...

25 Kasım 2010 Perşembe

A.C.A.B. - XXII


neymiş, doğru tarafı seçen tek köpek louk değilmiş demek ki...

16 Kasım 2010 Salı

POLİSE ÇİÇEK VERMEK


"iktidarı elinde tutan insanlar kendi rızalarıyla ortadan kaybolacak değiller, haliyle polislere çiçek vermek hiç bir işe yaramaz. mevcut düzen bu düşünce tarzını teşvik eder; onların en sevdikleri şey şiddetten kaçınmak ve sevgidir. bence bir polise çiçek vermenin en güzel yolu, yüksek bir pencereden saksısıyla birlikte bırakmaktır."



william s. burroughs

10 Ekim 2010 Pazar

UMUT VAADEDEN YENİ NESİL 1: BEHZAT Ç.



ilk bölümünde aşırı kaba geldiği için izlemekte zorlansam da erdal beşikçioğlu‘nun oyunculuğu keyif vermişti. henüz 4. bölümü yayınlandı ama daha şimdiden kendini araştırtıyor.

bu diziyi bu kadar sempatik kılan ne diye soruyorum 4 bölümdür. henüz sorular tamamıyla cevaplanmadı. ama en öne çıkan dizinin gerçekçiliği ve kurgu havasını hissettirmemesi. behzat ç. ve iş arkadaşları o kadar gerçek ki… polisle pasaport ve ehliyet bir iki de şikayet dışında işi olmamış sıradan insan için bile kavraması zor olmayan bir gerçekçilik. ankaralı ağzını ve tavrını da başarıyla aktarıyor.

behzat ç.yi özel kılan -kitabı okumadım ama- muhtemelen yazarın basit ve yalın gerçeği kendi yargılarından bağımsız, bir doğa gözlemcisi nesnelliğiyle aktarabilmiş olması. bunun yanı sıra insan ilişkilerindeki incelikler de yine aynı dozda bir gerçekçilikle yansıtılıyor. bu iki unsurun bunca güçlü olduğu türk yapımı pek de aklıma gelmiyor...

emrah serbes isimli 1981 doğumlu yazar tarafından yaratılmış bu karakter emrah serbes’i “acilen okunacaklar” listesinin ilk sırasına alıyor.

“yeni nesilden hayır gelmez” diye düşünen ve konuşanlara inat, onca bastırılmışlığa, faşizan eğitimle tektipleştirilmişliğe rağmen son dönemde müzik, edebiyat vb. çok sayıda alanda çıkan bence çok başarılı çalışmalar insanın içine bir umut tohumu serpiyor.

gand

7 Eylül 2010 Salı

A.C.A.B. - XVI


ACAB'nin sınır tanımazlığı... mısır'ın köklü futbol kulübü al-ahli'nin tribünlerinden bir kare... mısır polisi de ne kadar B olduğunu özellikle yürüyüşler, grevler karşısında takındığı tavırla sayısız defalar kanıtladı tabii...

bu arada stalker da benzer - ancak futbolla sınırlı - bir ACAB arşivi başlattı... takip etmek gerek...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...