pierre joseph proudhon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pierre joseph proudhon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Haziran 2011 Çarşamba

ELİT SANAT VE DIŞLAMA

"mülkiyetin etkisi altında bilinci çürümüş, adetleri ahlaksızlaşmış, satılık ve onursuzlaşmış sanatçılar, alçakça bir bencilliğin portresine dönüşüyor. adalet ve saygı kavramları, kalplerinde kök salamadan geçip gidiyor, tüm toplumsal sınıflar arasında sanatçılarınki güçlü ruh ve asil karakter açısından en yoksul olanı."
pierre joseph proudhon, contradictions économiques, paris 1939, s. 226.

pierre bourdieu, yukardaki proudhon alıntısını, küçük burjuvazinin, elit("meşru") kültürü - kendisini dışlama, aşağılama işlevini üslendiğinin bilincinde - reddetmesine ve bu kültürün taşıyıcısı olarak damgaladığı sanatçılarla arasına mesafe koymasına örnek gösteriyor. proudhon'un yaşadığı (ve dolayısıyla yukarıdaki sözleri kaleme aldığı çağda "çalışan başarır" inancı üstüne kurulu protestan iş (ve yaşam) ahlakı emeğinin "karşılığını alan" küçük burjuvalara (ve o dönem halen gelişmekte olan bir sınıf olan bujuvaziye) özgü olsa da, yirminci yüzyılın ikinci yarısında batı toplumlarının işçi sınıfı için de azımsanamayacak bir refah yaratmış olması, protestan ahlakın toplumda aşağıya doğru yayılmasını sağladı. dolayısıyla işçi sınıfı tarafından "sanatçıların reddi"nde "gerçekten çalışan"larla ""aylak"lar arasındaki ayrım, temel ahlaki kritere dönüştü.

"kendi evimde, baştan sona benim zevkime göre döşenmiş, tek başıma bana ait, su, gölge, çim ve huzur sahibi olabileceğim onda bir hektarlık bir bahçesi olan bir evde, oturabilmek için louvre'u, tuileries'yi, notre dame'ı ve üstüne vendome kolonu'nu veririm. içine bir resim koyacak olsam, jüpiter ya da apollo'yu seçmezdim - bu beylerle hiçbir ilgim yok, tıpkı londra, roma, istanbul ya da venedik manzaralarıyla da bir alakam olmadığı gibi - tanrı beni oralarda zaman geçirmekten esirgesin. evin içine eksikliğini hissettiğim şeylerin resmini asardım: dağların, şarap bağlarının, çayırların, keçilerin, ineklerin, koyunların, hasatta çalışan çiftçilerin ve küçük çobanların."
pierre joseph proudhon, agy, s. 256.

proudhon'un yaşadığı çağda küçük burjuvalar açısından gerçekçi, işçiler içinse ulaşılmaz bir hedef olması itibarıyla, toplumsal konumunu okul eğitimi üstünden yeniden üretmeyen geleneksel küçük burjuvaziye özgü "sınıf fraksiyonu ideolojisi"nin bir bileşeni olarak tanımlanabilecek mülkiyetçi "benim evim" refleksi, maddiyeti, maddi olmayan (örneğin kültürel) değerleri geçersizleştirmekte kullanan bir ayraç olarak, batıda işçi sınıfının - göreceli olarak değilse de - objektif olarak zenginleşmesiyle, elit kültürden dışlanan tüm toplumsal sınıfları/sınıf fraksiyonlarını kapsar hale geldi.

27 Eylül 2010 Pazartesi

VATANDAŞ


vatandaş... vergi veren ve komşusunu gammazlamaya hazır...

faşizmin temelinde vatandaş var, vatandaşlık bilinci var. itaatkar ve ispiyoncu vatandaşlar temel taşını oluşturmasalar faşizmin, "esas oğlan"lardan bir halt olmaz. gamalı haçla, üç hilalle, bok rengi gömleklerle gezinecek hıyar her zaman yeterince çoktur da, dedim ya, onlar tek başına küçüktür ve mide bulandırır ancak.

bir avuç faşistten korkmam. döver, hatta öldürürler belki beni de, ama nasıl yaşayacağıma karışamazlar. ona ben karar veririm. ben vatandaştan korkarım.

suratına tükürülse "yarabbi şükür", bok yedirilse "yarasın" der vatandaş. başka türlüsünün elinden gelmediğine inanır. her yerde ve çoktur, ama yalnızdır. insanlarla değil, devletle kurar ilişkisini... kendi yapamadığını yapanı sevmez, cezalandırır elinden geldiğince. yüksek sesle müzik dinleyeni, köpeğini tasmasız gezdireni, denk düşerse gerillayı, eşkiyayı, hele - tadından yenmez ama - iyice faşizmden yana esiyorsa rüzgar kürt'ü, yahudiyi, ermeni'yi ihbar eder.

vatandaş net - ve mümkünse katı - kurallar ister. ne kadar çok şey kurala bağlanmışsa, yaşamını o kadar az kendisinin belirleyeceğini bilir. ve dolayısıyla kuralların "esirgeyen ve bağışlayan" yüce iktidarların gözünde yanlış yapma olasılığını azaltacağını. kuralları, kanunları kimin, neden yaptığı, neyin yasaklandığı değil, kuralların varlığıdır önemli olan. vatandaş kurala uyar...

vatandaş, afganistan'da takma sakal takar, almanya'da çöplerini türlerine göre ayırır, ermenistan'da türkler'i, türkiye'de ermeniler'i sevmez.

pierre joseph proudhon "iktidar, ne hakkı, ne kerameti, ne de iffeti olan yaratıklar tarafından izlenmek, soruşturulmak, gözetlenmek, yönlendirilmek, yasalara uydurulmak, düzene sokulmak, kapatılmak, telkinlere ve vaazlara maruz kalmak, denetlenmek, yorumlanmak, değerlendirilmek, sansüre uğratılmak ve komuta edilmektir; iktidar, kişinin her hareketinde, her eyleminde ve yaptığı her işlemde, mimlenmesi, kaydedilmesi, nüfus sayımına tabi tutulması, vergilendirilmesi, damgalanması, fiyatlandırılması, değerlendirilmesi, patentinin alınması, yetkilendirilmesi, müsaadeye tabi kılınması, tavsiye edilmesi, ihtar edilmesi, men edilmesi, doğru yola sokulması ve düzeltilmesi anlamına gelir. devlet, haraca bağlamak, terbiye etmek, fidye ödemeye mecbur bırakılmak, sömürülmek, tekelleştirilmek, gasp edilmek, baskı altına alınmak, gizemlileştirilmek, soyulmak anlamına gelir; bütün bunlar, kamu yararı ve halkın çıkarları için yapılır. daha sonra ilk direniş belirtisi ya da şikayet sözcüğünde, kişi baskı altına alınır, para cezasına çarptırılır, hor görülür, tedirgin edilir, takip edilir, apar topar alınıp götürülür, dövülür, boğularak idam edilir, hapse atılır, vurulur, makineli tüfekle taranır, yargılanır, hüküm giyer, sürgüne gönderilir, kurban edilir, satılır, ihanete uğratılır ve üstüne üstelik bir de küçük düşürülür, alay edilir, kızdırılır ve onuru kırılır, devlet işte budur; onun adaleti de ahlakı da budur" demişti. işte proudhon'un anlattığı o iktidarla, devletle benim vatandaşım aynı madalyonun iki yüzüdür. tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuştur...

insanların komşularını ihbar etmedikleri bir dünyada yaşamak istiyorum!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...