köpek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
köpek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31 Aralık 2010 Cuma
YILBAŞI
patlamalardan korkuya kapılan köpekler ev yönüne kaçmaya çalışıyor, sakinleştirmekte zorlanıyorum. durdurup elimden geldiğince korkularını gidermeye çabalıyorum, hiçbir işe yaramıyor. panikle tasmaya asılan iki köpeğe rağmen buzda kaymadan eve varmak bir sanat olsa, başyapıtlarından birini, bu akşam ben yaratmış olurdum.
yılbaşını tek başına evde geçirmenin gariplik alameti olduğuna kanaat getirenlerin baskısına göğüs gerip dört duvarımı hiç terketmeyeceksem eğer, yeterince sigaraya ihtiyacım var. kahretsin ki, yanıma para almayı unutmuşum. akılsız başın cezasını bu sefer sadece ayaklar çekmeyecek. köpekleri eve bırakıp tekrar dışarı çıkıyorum.
bozuk param olmadığından - hiç ısınamadığım - otomatları kullanma şansım yok. ışığın kardan yansıyarak aydınlattığı sokaklarda ilerliyorum. yılbaşı gecesi mahalledeki bütün restaurantlar, meyhaneler kapalı. dört bir yönden patlama sesleri geliyor. arada gökyüzünde havai fişeklerin patlarken etrafa saçtıkları renkleri görüyorum.
havai fişeklere hiçbir zaman ısınamamış olsam da, köpeklerin korku dolu halleri içimde bir nefret yaratana kadar küçümseyen bir bakışı yeterli görürdüm. artık tiksiniyorum. protestan kilisesinin olduğu geniş caddeye varıyorum. kilisenin arkasındaki ispanyol marketinin önünde şık giyimli, kadınlı-erkekli bir grup duruyor. adamlardan biri elindeki silahla 5-6 el havaya ateş ediyor. kulaklarına tıpaç takmışlar. bana bakıp sırıtıyorlar. karşılık vermeden yanlarından geçip gidiyorum.
arkadaşlarımın taktığı adıyla "kabe"ye gidiyorum. ak sakallı sahibinin, her gün sabahtan akşama kadar arapça islami şarkılar çaldığı internet caféye. akşam 6'dan sonra sigara satma yasağını umursamadığından mahallede yanında bozuk parası olmayan herkesin uğrak yeri "kabe". sabah 8'den geceyarısına kadar tezgahın arkasındaki yerinden ayrılmadan mahallenin göçmen çocuklarının ego shooter oyunları oynayıp türkçe-almanca karışık küfretmesini dinleyen arap, sık gelen bütün müşterilerinin hangi sigarayı içtiğini ezbere biliyor.
neden sonra "kabe"ye varıyorum. ışık açık, çocuklar yılbaşını kutlamak için erken çıkmışlar. dükkanda tek başına duran işletmeci, yalnızca sigara yasağını değil, tezgahın öte yanında kalan hiçbir şeyi umursamadığından kapatmamış. her zaman hafif aralık duran kapıyı açıp içeri giriyorum. yüzüme sıcakla beraber tanıdık arapça müzik çarpıyor. başımla selam veriyorum; arap, "iki tane mi?" diyor, selam vermek için kaldırdığım başımı indirerek onaylıyorum.
yeniden soğuk. artık sadece sigaraları ve kendimi hızla evimin güvenliğine ulaştırmam gerekiyor. daha sakin olacağı umuduyla ara sokaklardan dönmeye karar veriyorum.
sokağın ortasında ateş yakmış gençler, şarap şişesini çevirip, karga sesleriyle bağıra çağıra "aldırma gönül"ü söylüyor. hiç uzun uzadıya konuşmamış, gerçekten tanışmamış olsak da, ateşin başındaki gençleri tanıyorum. haydut'un heybetli duruşunda arzuladıkları pitbulllar'ı, spor bmwler'i gören gençlerin gözlerindeki saygıyı görüyorum. bir-ikisini polisin eziyetlerine ya da - başlarına güneş geçtiğinden olacak - mahalleye girme aptallığını gösteren nazilere karşı savunmuşluğum var. kendimi hızlı adımlarla eve atmak için yanlış sokak... adımlarımı yavaşlatıyorum. selamlaşıyoruz, şarap şişesi uzanıyor. iki yudum alıp geri veriyorum. bana vermek için sırayı bozup cıgarayı uzatıyorlar. "yok" diyorum, "eve gitmem lazım, beklerler." nereden bilecekler evde köpeklerden başka bekleyen kimsenin olmadığını...
birkaç adımda köşeye ulaşıyorum. artık eve iyice yaklaştım. duvarında kırmızı boyayla pkk yazan apartmanın giriş katından üçüncü sınıf disko müzikleri geliyor. hemen ileride solda ultralar'ın camları kara naylonlarla örtülmüş ruhsatsız meyhanelerinden los fastidios yankılanıyor. içeriyi göremesem de, seslerden hınca hınç dolu olduğunu anlıyorum. bir kez daha köşeyi dönünce artık sokağımdayım.
buzda kaymamaya dikkat ederek elimden geldiğince hızlı eve doğru ilerliyorum. girişte duvarı tekmeleyip ayakkabılarımın altındaki karı döküyorum. artık apartmanın içindeyim. salına salına merdivenleri çıkarken pati izlerinin üstüne basmaya özen gösteriyorum ki, karla karışık çamuru içeriye taşıyanın kim olduğun anlaşılmasın.
anahtar, parkamın cebinde siyah deri tasmanın ve sigaraların altında kalmış. donmuş parmaklarımla arayıp çıkarıyorum. kapıyı açıp köpekleri selamlıyorum. belki de ilk defa ayrı kaldığımız süre, bana da onlara olduğu kadar uzun geldi.
tencerede glühwein ısıtıyorum. elimde kupa bilgisayarın karşısındayım artık. yazmaya başlıyorum...
25 Kasım 2010 Perşembe
16 Ağustos 2010 Pazartesi
LOUK TELEVİZYONDA

daha önce yunanistan'ın anarşist köpeği louk'tan bahsetmiştim blogda. bugün almanya'da televizyonda yayınlanan bu videoya denk geldim, sizinle paylaşayım dedim...
"2008'den beri bu sokak köpeği başkant atina'daki neredeyse her eylemde ortaya çıkıyor. [...] "the riot dog" mavi tasmasından tanınabilir, bununla yunan belediyeleri kısırlaştırılmış sokak köpeklerini işaretliyor. dört bacaklı eylemci fotoğraflarda sürekli polislerle kavgaya hazır ve eylemcilerle dayanışma içinde gözüküyor. bu tür curcunalarda diğer köpekler kuyruklarını kıstırıp kaçar. ama atinalı özgür radikal ne göz yaşartıcı gazdan, ne de tazyikli sudan korkuyor. ve silah sesleri hayvanın polise saldırma arzusunu iyice arttırıyor. bu köpek otoritelere karşı direnişi nedeniyle yunanistan'daki eylemcilerin sembolü haline geldi. internette kült statüsüne ulaştı. hayranları ona ait bir facebook sayfası açtılar. şimdilik 24 bin arkadaşı var [bu sayı şu anda 33 bini geçmiş durumda.] ve bir de adı: "louk"... bu yunanca ve sosis anlamına geliyor. iddialara göre en sevdiği yemek. louk'un siyasi etkinliği aşağı yukarı iki yıl önce başlamış. ulaşılabilen ilk fotoğrafları 2008 aralığından. polis 15 yaşındaki bir genci vurduktan sonra atina'da haftalar süren sokak çatışmaları yaşanmıştı. o zamandan beri yunanistanlı eylemciler louk'u tanıyor. atina'da ne zaman hükümete karşı gösteri düzenlense louk da orada. özellikle çiftçilerin isyanını zevkle hatırlayacaktır: geçen yıl nisan ayında herkes için bedava süt vardı. ama en çok eylemlerde çatışma çıktığında zevk alıyor. o zaman iki cephe arasında ileri geri koşuyor, ama her seferinde doğru tarafa dönmeyi başarıyor. ve batık durumdaki yunanistan'da halkın hükümetin kemer sıkma politikasına tepkisi neredeyse her gün sokaklarda ifade edilmeye başladığından louk'un köpek yaşamı zirvesini yaşıyor. ama louk almanya'daki iyi eğitilmiş türdeşlerinin en önemli özelliğine hiç sahip değil: itaatkarlık ve disiplin..."PS çeviriyi hızlı hızlı, üstünkörü yaptım...
15 Temmuz 2010 Perşembe
THE REBEL DOG

köpeğin sadece "insanın" değil, aynı zamanda "insanlığın" da en iyi dostu olduğunu iddia edebiliriz bu resimlerden sonra herhalde. aşağıdaki resimler yunanistan'da kapitalizmin kendilerine dayattığı yaşama karşı sokaklarda isyan ateşini yakan insanları mücadelelerinde yalnız bırakmayan sokak köpeği louk'a ait...








PS resimler rebel dog sayfasından...
Etiketler:
atina,
eylem,
köpek,
louk,
resim,
siyaset,
the rebel dog,
yunanistan
20 Nisan 2010 Salı
HAYDUT'LA HAJDUK
2008 yazında split'te (hırvatistan) çektiğim fotoğraflarda haydut ve hajduk buluşmuşlardı. türkçe'deki haydut sözcüğü hırvatça'daki hajduk'tan geliyor; yani bir anlamda haydut isim babasını ziyaret etmiş oldu...
PS az önce almanca wikipedia'dan baktım, hajduk kelimesinin türkçe'deki haydut'tan gelmiş olabileceği yazıyor orada, yani kimin kimin isim babası olduğu mevzuu şaibeli anlaşılan...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

