üniversite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
üniversite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2011 Salı

VAKIF ÜNİVERSİTESİ ÇALIŞANLARI ARTIK YETER DİYOR!

vakıf üniversitesi değil, ama üniversite denince aklıma ilk gelen görüntü bu olacak ölene kadar...

türkiye’de ilk vakıf üniversitesinin kuruluşundan bu yana geçen süre otuz seneye yaklaşmakta. vakıf üniversiteleri hakkında süregelen tartışmaların tarihi de bir o kadar var. garip olan şu ki bu süre zarfında sesi en az duyulan kesimlerden birisi vakıf üniversitelerinin akademik yükünü sırtlanan kadrolar oldu.

oysa vakıf üniversitelerinin ticari zihniyet tarafından biçimlendirilmelerinden, buna paralel olarak özel sektörün çalışma kurallarının buralara taşınmasından ve akademik çalışma ortamının giderek kaybolmasından öncelikle bizler mustarip olduk. güvencesizlik, belirsiz görev tanımları, akademik hayatın ruhuna uymayan çalışma koşulları ve akademik karakterde olmayan disiplin kuralları sonucu vakıf üniversitelerinin akademik karakteri giderek aşınırken, aşınan başka bir şey de bu üniversitelerde çalışan ve akademik onurlarını korumaya çalışan bizlerin sabrı oldu.

bu nedenle, vakıf üniversitelerini birer akademik kurum olarak değil de, ticari işletme olarak gören yönetim zihniyeti karşısında durmak, buralardaki akademik ve idari kadroların çalışma hayatları ile ilgili haklarını savunmak, akademik onurumuzu korumak anlamına gelmektedir.

çoğu vakıf üniversitesinde sözleşmelerin imzalandığı bu günlerde işten çıkarılmalar, giderek düşen ücretler, disiplin cezaları, “giriş-çıkışlarda kart basma” gibi akademik hayatla bağdaşmayan uygulamalar yeniden gündemde.

fakat “oyunun kuralları” artık değişiyor. zira vakıf üniversiteleri çalışanları da artık sahaya iniyor.

emeğimizi ve akademik onurumuzu korumak için hepinizi basın açıklamamıza bekliyoruz.

tarih ve saat: 02.07.2011 cumartesi – 13:00
yer: İstiklal caddesi galatasaray lisesi önü


vakıf üniversiteleri çalışanları

7 Mayıs 2011 Cumartesi

FOUCAULT DA YARGILANSIN!

nejat ağırnaslı

boğaziçi üniversitesi sosyoloji bölümü yüksek lisans öğrencisi arkadaşımız nejat ağırnaslı, uzun namlulu silahlarla dün yapılan bir baskın sonucu evinden gözaltına alındı. nejat, daha sonra ailesiyle ve avukatıyla görüştürülmeden alelacele kck davasının görüldüğü diyarbakır'a sevk edildi.

boğaziçi üniversitesi öğrencileri olarak, hem arkadaşımız nejat'a hem de tüm diğer göz altına alınanlara yapılan bu hukuksuzluğu açıkça kınıyoruz. üniversite arkadaşları olarak, nejat'ın dava dosyasına nelerin konulacağını şimdiden merak ediyoruz. onun ders programını "örgüt dökümanı", yurtdışındaki üniversitelere yapacağı doktora başvurusunu da "örgütün yurtdışına açılma planı" olarak gören işgüzar zihniyetin ellerinin daha nereye kadar uzanacağını bilemiyoruz.

nejat'ın yazdığı makaleler, yaptığı çeviriler, bilinmeyen bir dilde değil ama İngilizce yaptığı literatür taramalarının da dosyasına konulduğu takdirde, kck davasının foucault'ya ve hatta gramsci'ye kadar genişletilmesini öngörmekte güçlük çekmiyoruz.

boğaziçi üniversitesi öğrencileri olarak, arkadaşımız nejat serbest bırakılmadığı takdirde, bizi suç işlemeye teşvik eden kitaplarımızı, kampüsümüzün tarihi güney meydanında toplayarak yakacağımızı açıkça ilan ediyoruz.

boğaziçi üniversitesi öğrencileri

26 Ocak 2011 Çarşamba

KISA KISA: ÇILDIRMAYA AZ KALDI

bu resim de pek derli toplu kaçtı, durum aslında bundan çok vahim...

güneşli pazartesiler'i düzenli takip edenler, bu ay yazma yoğunluğumda bir düşüş olduğunun farkına varmışlardır tahmin ediyorum. efendim, tezimi vermeme üç kaldı, o yüzden bloga fazla zaman ayıramadım. kitapların, makalelerin arasında kendimi kaybetmiş, bilgisayarın başında yazmaktan, yazdığımı silmekten, sonra tekrar yazmaktan farklı bir bilinç düzeyine erişmiş durumdayım. (siz dünyadaki okurlarıma: o bilinç düzeyinin adı "nirvana" değilmiş, boşa kasmayın, sonra hayal kırıklığına uğrarsınız.)

bir düşünürün hakkında yazmak için çalışmalarına yoğunlaşırken fazla derine dalıp vurgun yeme tehlikesiyle karşı karşıya kalırsam, düşünüre karşı bilinçdışı bir kin geliştirmeye başlıyorum. hayır, habermas hakkında yazarken sorun olmuyordu, zira kendisi zaten sevilecek bir varlık değil, ama castoriadis'e ayıp oldu. yirminci yüzyılın en kendine özgü düşünürlerinden biri ve hem marxizm eleştirisi, hem de geliştirdiği "otonomi tasarı"sı, en azından dikkatle okunmayı ve - kendi kendine de olsa - tartışılmayı hakediyor. (demiştim ben farklı bir bilinç düzeyine eriştim diye, işte böyle, artık kendi kendimle tartışır oldum...)

tunus'ta ve mısır'da olanları heyecanla takip ediyorum (daha doğrusu etmeye çalışıyorum tezimin izin verdiği ölçüde); yaşananlar ve potansiyel sonuçları hakkında klavye tıklatmak isterdim. ama hayat koşulları izin vermedi, kısmet artık bir dahaki büyük ayaklanmaya. (yeni eriştiğim bilinç düzeyinden gelecekte olan ayaklanmaları öngörebiliyorum...)

dünyaya yukarıdan bakabileceğim, zamanın ve mekanın ötesinde bir yere erişme fantazisi aklıma nedense sezen aksu'nun "haydi gel benimle ol" şarkısını getirdi, herhalde "oturup yıldızlardan bakalım dünyadaki neslimize" dizesi nedeniyledir...



mektubumu bitirirken büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden öperim. anneme, babama söyleyin, merak etmesinler, yine normale dönüp "ben" olacağım...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...