madımak'ı unutmamak için, hayatı o sıcak temmuz gününde sivas'ta bırakan behçet aysan'ın düello şiirini yayınlamıştım blogda... gecikmeli de olsa 12 mart'ları, 12 eylül'leri de anmak için yine behçet aysan'dan "sesler ve küller"i alıyorum buraya, zira aysan, behçet amca, ve sayısız insan yalnızca bir gün öldü belki, ama on yıllarca vahşeti yaşadı. gerçekten tanımak isterdim onu, silik bir çocukluk anısı olarak kalmazdı o zaman zihnimde... bir insanı yalnızca bir daha iyileşmeyecek, iyileşemeyecek bir yarayla vicdanıma kazınmış - anabilmek, hatırlayabilmek ne kadar da acı...
sesler ve küller
orada duruyorsun, fırtınalar tanığımdır terkedilmiş beyaz ve nazlı, yorgun bir hallacın attığı yünler gibi dokunaklı.
git diyorlar gidiyorsun kal diyorlar
ne bir ses ne bir şarkı.
ey saçlarına ak kuşlar üşüştüren yüzünü peçesine saklamış
ayın altında çam dalına asılan
gümüş gölgesini
göle düşmüş.
kendine bıçaklar bileyen devrilmiş kağnı gibi yolda kalmış sevgilim.
altın benekli fundalıklarda
pusuya düşürülen
geceleyin gözleri bağlı götürülen karaca.
inilmedik ne bir deniz çıkılmadık ne bir dağ
uğranmadık han bırakmayan
yaralı koşma
sevdalı im
halkım, sevgilim.
saz yok mızrap yok
hem konmuş hem göçebe
hem balık hem kuş hem ingin hem yokuş
yanık otlar gibi kavrulmuş
esmer ve yoksul.
iner şafağın alacasında karıncalar ordusu şehre kenar mahallelerden yürüyerek ve trenlerle.
su satan çocuklarıyla kapılarında vagonların
çamaşırcı kadınlarıyla iner şehre sincan'dan iner mamak'tan
battal gazi destanı ve kan kalesi
ve kılıcıyla alinin
mızraklı ilmihalle.
yok başka bir cehennem yaşıyorsun işte
ellerine bulaşmış
kara incirin sütü ve kardeşinin
kanı
habil ile kabilin
yaşıyorsun sarışın
onurlu ve aşık
karasevdalar içinde aydınlık.
yok senin kayan bir yıldızın
puslu sekendizin
çolpanın görünmüyor.
bu gökyüzü
sana bana dar
telliturnam uçamaz gelinkuşum konamaz tel örgüyle çevrilmiş onlara mavi ve alabildiğine geniş.
1 yorum:
:-(
Yorum Gönder