bağımlılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bağımlılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Mart 2011 Salı
INTERZONE'DAN MEKTUPLAR # 2
eroini bırakan insanlara, yoksunluk krizinin sertliğini azaltması için başka uyuşturucular verilir. böylece bağımlılıktan kurtulmanın ilk aşaması olan yoksunluk krizi hafifler, ağrılar, titremeler daha kolay çekilebilir hale gelir.
sigarayı bırakan insan neyle atlatır yoksunluk krizini? çekirdek, sakız, pizza? ilk sigarayı bırakma deneyimimde dört ayda on beş kilodan fazla almıştım. gençken aldığın gibi veriyorsun da, otuzumdan sonra çekilir dert değil. dikkat etmek gerek.
peki ya bilincimin bunca bulanması? nikotin bantı, hap falan mı kullansam acaba? işe gidebilir miyim bu halde, gitmezsem ne olur? nikotini başka yollardan almak nikotin bağımlısı bir insanın kendi kendini kandırması olmuyor mu?
ellerim terlemeye devam ediyor, titreme azaldı. fiziksel zorlukların birinci aşamasını atlattım sanırım. ama en son ne zaman üç kere mastürbasyon yapıp, iki kere duş almıştım aynı gün? bağımlılık, artık aklımla oynadığı oyunları arttıracak, sigara içmeyi bir kereliğine olsun meşrulaştırıcı, ehveni şerleştirici bir dolu fikir gelecek aklıma.
sigara iç! hemen bırakmak yerine azaltarak bırakmak daha mantıklı olduğu için iç! bugün on sigara iç, gelecek haftadan itibaren beşe düşürürsün, sigara iç!
sigara iç! sigara içmezsen kilo alırsın. otuzundan sonra götle, göbekle mi uğraşacaksın. bak, o alacağın kiloları bir daha asla veremezsin, şişman ve pişman olursun, sigara iç!
sigara iç! aslında günde 2-3 sigara içmek bırakmaktan daha iyi. bunu sigarayı bırakmadan önce de söylemiyor muydun? işte şimdi her şey senin elinde, 20-30 tane içeceğine 2-3 tane içersin, yeter ki bırakma, sigara iç!
sigara iç! bir tane içmekten bir şey olmaz, sonra yine bırakırsın, bir tane de olsa sigara iç!
şimdi mesele kendimi ikna etmek için yine kendimin uydurduğu yalanlarla boğuşmak. fiziksel zorluklar gittikçe azalırken, aklımın oynadığı oyunlar onların yerini alıyor...
Etiketler:
bağımlılık,
sigara,
uyuşturucu
28 Şubat 2011 Pazartesi
INTERZONE'DAN MEKTUPLAR # 1
albert camus'nün sigara içişi... ve james dean. sartre, sigara içmeden bulantı'yı yazar mıydı acaba hiç? eski sevgilimin "çok seksi" sigara içtiğimi söylemiş olması...
sigarasız birinci gün ve sanki vücudumdaki tüm gözenekler nikotin için açılıyor, kocaman oluyor. hiçbir şeye konsantre olamıyorum. ve biliyorum ki, yazdıklarım herhangi bir düzene sahip olmayacak, bir anlam bütünü oluşturmaktan çok birbirinin ardına dizilmiş tümcelerden ibaret kalacak.
ve şu anda sigaradan daha önemli bir şey yok dünyada. çay, kahve, duş almak, yemek yemek, sevişmek vesaire vesaire; hepsi ancak beraberinde/ardından sigara içilecek eylemler olarak anlam kazanıyor bilincimde. dünyadaki şeyler sigaradan bağımsız varolma olanağını çoktan kaptırmış bağımlılığın yaşamı yeniden örgütleyerek yarattığı perspektife.
ve başka insanların bağımlılıkları üzerine konuşurken, özellikle uyuşturucu yardım kurumunda staj yaptığım ve sonrasında çalıştığım dönemde, duyduğum özgüvenin, bırakmaya çalışan bağımlı kendim olduğunda, ihanetinin belgesi bir sırıtışla beni terketmesi. bulantı? hayır, olsa olsa burroughs'un naked lunch'ında kaybolmuş olabilirim....
Etiketler:
bağımlılık,
sigara,
uyuşturucu
6 Ağustos 2010 Cuma
LEGAL, ILLEGAL, SCHEISS EGAL

almanya'nın en saygın kamuoyu araştırma şirketlerinden tns emnid'in düzenlediği temsili bir araştırmaya göre, almanya nüfusunun yüzde 54'lük kesimi daha liberal bir uyuşturucu politikasından ve devletin esrar içenlere daha yumuşak davranmasından yana. hatta kamuoyu araştırmasına katılanların yüzde 9'luk kesimi esrarın kullanım ve satışının alkol ve tütünde olduğu gibi devlet kontrolünde ve vergilendirilerek tamamen yasallaştırılmasından yana. yalnızca yüzde 40'lık bir azınlık şu anda geçerli olan yasaların yürürlükte kalmasından ya da sertleştirilmesinden yana.
Etiketler:
almanya,
bağımlılık,
cannabis,
uyuşturucu
7 Temmuz 2010 Çarşamba
İÇME ŞU ZIKKIMI

yıllar önce bir gün, birkaç gün olmuş kardeşimin yaşadığı new york'a geleli, soho sokaklarında geziniyorum. hava çok sıcak, güneş insanın beynini dağlıyor. daha fazla yürümek benim gibi yazları gölgekolik bir insanın kendine ihanet etmesi olacak, hem sigaradan sonraki en sıkı bağımlılığım olan kahve de bastırıyor. gerekli kafein dozunu bünyeme zerkedip normale dönmem gerek.
tam ben bu düşüncelerle boğuşurken kaldırımın gölgedeki kısmına birkaç masa atmış, şirincek bir café çıkıyor karşıma. ve tek dolu masada kahve ve sigara içen bir çift. çölde vaha bulmuş gibi hissediyorum kendimi. oturuyorum, hemen bir espresso söylüyorum. yanıma çakmak almayı unuttuğumdan saatlerdir sigara içememişim. garson kızdan ateş istiyorum. suratındaki şaşkınlık ifadesi ve isteğimi sert bir "smoking not allowed"la yanıtlaması hayallerimi söndürüyor. 45 derecelik sıcağa, insanın içini kavuran güneşe bakılırsa çölde olduğum kesin, ama vaha bulmaktan çok serap görmüşüm demek.
boş bulunup diğer masadaki çifti gösterek "ama onlar içiyor" diyecek oluyorum. serzenişim ihbar işlevi görüyor, bağımlılık yoldaşlarımı, kader arkadaşlarımı uyarmaya giden garson kızı yoldan çeviriyorum. derdimin ispiyonculuk değil, "insanlık namına" bir sigara-kahve yapmak olduğunu söylüyorum. neredeyse yalvarır tondaki "lütfen" beklenmedik bir biçimde işe yarıyor: espressonun yanında sadece su değil, kibrit de var. kibrit kutusuyla kibritçi kız oluyor, her çaktığım kibritle içinde bulunduğum can sıkıcı gerçeklikten çok daha haz verici bir hayal dünyasına tüyüyorum: on beş dakikalığına en tali metro istasyonunda dahi - üniformalı, üniformasız - polislerin cirit attığı, polisleşmiş vatandaşların komşularını gözetlediği george w. bush'un 11 eylül sonrası new york'unda değil jim jarmush'un coffee and cigarettes'indeyim.
iki espresso ve üç sigara içtiğim on beş dakikalık "sanal gerçeklik" sona erip caféyi terkettiğim anda dolu olan ve sigara tüttürülen masaların sayısının dörde yükseldiğini görüyorum. ve masaların üstündeki bütün paketlerde avrupa'ya özgü siyah çerçeveli beyaz üstüne siyah harflerle yazılmış "sigara içmek öldürür" uyarılarını görüyorum. café hepsi abd'nin sigara yasaklarına yabancı avrupalılar'dan oluşan bir tiryakiler ordusuna vaha olmuştu.
bir caféde - dış kısmında da olsa - kahveyi yudumlarken sakince sigara içmenin nasıl bir nimet olduğunu anlamak için öncesini yaşamış olmak gerekiyor: kardeşimin kümesten hallice evinde, dumanın ortak havalandırma sistemiyle başka dairelere taşınabileceği bahanesiyle, sigara içmek yasaktı. bırakın cafélerin, barların içini, dışarıya attıkları masalarda bile sigara içmek yasaktı. "bu parkta sigara içmek yasaktır" uyarılarını da geçtim, "bu sokakta sigara içmek yasaktır" tabelası bile çıktmıştı karşıma.
abd pek çok konuda olduğu gibi sigara yasağı konusunda da "batı dünyası"na öncülük ediyor. orada başlayan sağlıklı olma zorunluluğu avrupa'da artık ayaklarını sağlam basıyor. almanya, daha erken davranan birkaç avrupa ülkesinin ardından 2007 yılı ortalarında kamuya açık alanlarda sigara içilmesini yasaklamaya başladı. devletin federal yapısı nedeniyle yasağın yasalaşıp yürürlüğe girmesi eyaletten eyalete değiştiğinden, bu dalganın benim yaşadığım bavyera'ya ulaşması 2008'in 1 ocağını buldu.
başlangıçta gastronomi sektörünün tamamı eninde sonunda yasağa uyacakmış gibi dururken, kimi barlar yavaş yavaş "türk tipi" bir çözüm geliştirerek dernekleştiler. raucherclubs (sigara içenler kulüpleri) adı altında işleyen bu barlar, meyhaneler kurdukları derneklere üye olmayan insanlara girişi yasakladı. bir defalığına 1-2 euro gibi bir bedel ödeyerek ya da kimi yerlerde bedelsiz üyeliğe hak kazanıldığı bu yöntem zamanla gittikçe yayıldı.
sigara içmek isteyen ve sigara dumanını solumak istemeyen insanlar arasındaki gerilim aslında böylece sonlanabilirdi. ama olmadı. "militan sigara karşıtı" olarak tanımlanabilecek bir kesim bastırmaya devam etti. dert üzüm yemek değil, bağcıyı dövmekti. sigara yasağının kapsamı genişletilmeliydi. insanların bilerek ve isteyerek sağlıklarına zarar vermelerinin önüne geçilmeliydi.
böylece "gerçek sigara yasağı" kampanyası start aldı. halk şenliklerinde ("volksfest") çadırlarda sigara içilmesi, raucherclublar'ın varlığına karşı açılmış bir savaştı bu. bavyera eyalet meclisi'nde başarıya ulaşamayan bu kampanya, geçtiğimiz pazar günü yüzde 37,7 gibi almanya için oldukça düşük bir katılımla gerçekleşen referandumda yüzde 61'lik bir çoğunluğa ulaşarak yasalaştı. eğer yeni bir "türk tipi" delik açılmazsa yasakta; kahvenin, biranın yanında sigara içemeyeceğiz artık.
insanları "sağlıklı olma"ya zorlamanın kendisi "hastalıklı". başka insanların "sağlığıyla oynayamazsınız", amacınız düzeltmek olsa dahi... yaşamın kendisi son düzlüğe girilene değin farkedilmeyecek yavaşlıkta bir ölümken, bırakın da herkes nasıl ve hangi hızla öleceğine elinden geldiğince karar versin...
ya da o kadar umursuyorsanız sağlığımızı, iş kazalarında ölenlerin sayısının (ki kötü iş koşullarının zamanla yarattığı yıpranma dahil değil buna) sigaraya bağlı ölümleri kat be kat aştığı bir dünyada elleriniz başka yerlere uzansın... efendim, sağlıklı olup uzun yaşayıp 70'ime kadar çalışacak mıyım? sağlığınızı yesinler sizin...
PS avrupa birliği komisyonu emeklilik yaşının 2040'ta 67'ye, 2060'da 70'e çekilmesini önerdi.
Etiketler:
abd,
almanya,
bağımlılık,
bavyera,
new york,
sigara,
sigara yasağı,
siyaset
17 Mart 2010 Çarşamba
OTOBUR
cannabis dünyada en yaygın olarak kullanılan yasadışı uyuşturucu. uyuşturucu konusunda yasadışı uyuşturucular-yasal uyuşturucular ayrımı, madde bağımlılığının sosyal sonuçları haricinde hiçbir şey söylemediğinden, cannabis hakkında bir şeyler karalamaya karar verdim.

insanların cannabis hakkında bildikleri(ni sandıkları) genel olarak ikiye ayrılıyor. birincisi, anne-babaların çocuklarına, hepimizin "baba"sı olan türkiye cumhuriyeti devleti'nin topluma anlattığı versiyon: yasadışı bir uyuşturucudur, bağımlılık yapar, bir kere başlayan bir daha kendini "uyuşturucu batağı"ndan kurtaramaz, bugün esrar içen yarın kesmeyince eroine başlar. ikinci versiyonsa cannabis kullanıcılarının altkültür bilgi dağarcığının yaydığı şehir efsaneleri: kesinlikle bağımlılık yapmaz, stres atmak, rahatlamak için birebirdir, hatta kullanmak kullanmamaktan daha sağlıklıdır. iki versiyon da, gerçekle ufak tefek kesişme noktaları olsa da, çoğunlukla yanlış içerikleri topluma yaymak dışında bir işlevi yok.
cannabis, öncelikle yasal uyuşturucu-yasadışı uyuşturucu ayrımının kurbanı oluyor. ya da daha doğru ifadesiyle yasal uyuşturucular, yalnızca yasaların kullanılmalarını serbest bırakması sayesinde eleştiriden yırtıyorlar. yukarıda da belirttiğim gibi esrar dünyada en yaygın kullanılan yasadışı uyuşturucu, ancak aynı istatistiklere yasadışı olma şartını kaldırarak baktığımızda dördüncü sıraya düşüyor. ilk üç sırada yasal olan alkol, tütün ve ilaçlar var. benim de bağımlısı olduğum - dünyanın en saçma uyuşturucusu olan - tütünü bir kenara bırakıp, alkolle devam ediyorum. ağır bir (fiziksel) bağımlılığa yol açması, beyinde yol açtığı hasarların geri dönüşü olmayan nadir uyuşturuculardan olması işin maddenin kendisine özgü, tıbbi yanı. (cannabis'in beyine hasar verdiğine dair şimdilik herhangi bir kanıt bulunamadı.) işin bir de toplumsal boyutu var tabii: alkol esrara oranla çok daha yaygın ve kullanımı - neredeyse - herkesin gözünde meşru. islamcı bir çevrede falan büyümedikçe bir insanın bir oturuşta şişelerce içmenin övgüsünden azade yetişmesinin olanağı yok gibi.
cannabis, fiziksel açıdan bağımlılık yapmazken, psikolojik bağımlılığı orta düzeyde, bu açıdan alkol ya da tütünle kıyaslanabilir. ancak burada fiziksel bağımlılığın öneminin genel olarak abartıldığını söylemekte fayda var, zira fiziksel bağımlılık düzeyi çok yüksek olan eroinin bırakılmasının zorluğu dahi, kısa bir yoksunluk sürecinin ardından atlatılan fiziksel bağımlılıktan değil, psikolojik bağımlılıktan kaynaklanıyor. sanırım sigara tiryakisi olup da bırakmayı deneyenleriniz, beden temizlendikten sonra yine de sigaraya geri dönmeleri üstünden psikolojinin bağımlılıkta oynadığı rolü kavrayabilirler.
uyuşturucu yasağını bir kere delmiş olmanın verdiği rahatlama ve diğer uyuşturuculara ulaşılabilecek kaynaklara (torbacı vs.) yakınlık haricinde cannabis tüketiminin eroine başlamayı kolaylaştırdığına dair hiçbir delil yok, ki zaten genel olarak düşünülen bundan da öte "esrarkeş"lerin kaçınılmaz olarak eninde sonunda eroine başlayacakları. bu konuda kullanılan argüman, genel olarak eroin bağımlılarının cannabis kullanmış (ya da kullanıyor) olmaları. bu durumda tabii bütün eroin bağımlıları alkol kullandığından, alkolün eroine başlattığı da iddia edilebilirdi. aynı cümleyi kıyma, armut ya da karabiberle kurmayı da deneyebilirsiniz tabii. söz konusu tezin doğrulanabilmesi için cannabis bağımlılarının hepsinin zamanla eroine başlaması gerekirdi, tersi tek başına fazla bir şey ifade etmiyor.
ancak cannabisin yaygın olarak kullanıldığı çevrelerde sıkça anlatılan hikayeler de gerçekten uzak. bir insan pekala cannabis kullanımı dolayısıyla günlük hayatını düzenleyememeye başlayabilir. bunun yanında düzenli kullanımın kronik depresyonların ve şizofreninin ortaya çıkma ihtimalini arttırdığı kanıtlandı ve cannabis'in dumanı tütününkinden daha kanserojen olduğu biliniyor.
sonuçta cannabis kesinlikle alkolden daha kötü bir madde değil, ancak düzenli kullanmanız durumunda başınızın yasalarla derde girme ihtimali daha yüksek tabii. yasadışı-yasal ayrımının bir kenara bırakılarak, ikisinin de uyuşturucu olarak değerlendirilmesi gerekiyor. bu durumda tütün de hesaba katılınca, türkiye'de ya da dünyada uyuşturucu kullanan insanların büyük bir çoğunluk oluşturduğunu söyleyebiliriz, ki bu da yeni bir durum değil, insanlık varolmaya başladığından bu yana şu ya da bu şekilde uyuşturucu kullanıyor. önemli olan kullanılan maddenin kendisinden çok insanların o maddeyle ve bağımlılıkla kurdukları ilişki.
uyuşturucu bağımlılarıyla çalıştığım sürede (torbacılık yapmıyorum, bir danışma-yardım merkezinde çalışıyorum.) yılda bir kere eroin kullananlardan, uyuşturucuyu bıraktıktan sonra kumar bağımlısı olanlara kadar binbir çeşit insan gördüm. hatta "yeni dünya"daki yerli halkların özel günlerde içtiği tütünden geberene kadar içtiğimiz bir bağımlılık maddesi yaratmayı başardık. ne yasal uyuşturucuları kullanıp kendini yasadışı uyuşturucuları kullananlardan daha iyi bir durumda zannetmenin bir anlamı var, ne de her tür uyuşturucuyu lanetlemenin. yılda bir kere alınan eroin her gün devrilene kadar içilen rakıdan daha iyidir, akşam yemeğinden sonra türk kahvesinin (dikkat kahve de bağımlılık yapar!) yanında içilen sigaradan da kimseye bir şeycikler olmaz. mesele bağımlı değil, özgür olmakta!

insanların cannabis hakkında bildikleri(ni sandıkları) genel olarak ikiye ayrılıyor. birincisi, anne-babaların çocuklarına, hepimizin "baba"sı olan türkiye cumhuriyeti devleti'nin topluma anlattığı versiyon: yasadışı bir uyuşturucudur, bağımlılık yapar, bir kere başlayan bir daha kendini "uyuşturucu batağı"ndan kurtaramaz, bugün esrar içen yarın kesmeyince eroine başlar. ikinci versiyonsa cannabis kullanıcılarının altkültür bilgi dağarcığının yaydığı şehir efsaneleri: kesinlikle bağımlılık yapmaz, stres atmak, rahatlamak için birebirdir, hatta kullanmak kullanmamaktan daha sağlıklıdır. iki versiyon da, gerçekle ufak tefek kesişme noktaları olsa da, çoğunlukla yanlış içerikleri topluma yaymak dışında bir işlevi yok.
cannabis, öncelikle yasal uyuşturucu-yasadışı uyuşturucu ayrımının kurbanı oluyor. ya da daha doğru ifadesiyle yasal uyuşturucular, yalnızca yasaların kullanılmalarını serbest bırakması sayesinde eleştiriden yırtıyorlar. yukarıda da belirttiğim gibi esrar dünyada en yaygın kullanılan yasadışı uyuşturucu, ancak aynı istatistiklere yasadışı olma şartını kaldırarak baktığımızda dördüncü sıraya düşüyor. ilk üç sırada yasal olan alkol, tütün ve ilaçlar var. benim de bağımlısı olduğum - dünyanın en saçma uyuşturucusu olan - tütünü bir kenara bırakıp, alkolle devam ediyorum. ağır bir (fiziksel) bağımlılığa yol açması, beyinde yol açtığı hasarların geri dönüşü olmayan nadir uyuşturuculardan olması işin maddenin kendisine özgü, tıbbi yanı. (cannabis'in beyine hasar verdiğine dair şimdilik herhangi bir kanıt bulunamadı.) işin bir de toplumsal boyutu var tabii: alkol esrara oranla çok daha yaygın ve kullanımı - neredeyse - herkesin gözünde meşru. islamcı bir çevrede falan büyümedikçe bir insanın bir oturuşta şişelerce içmenin övgüsünden azade yetişmesinin olanağı yok gibi.cannabis, fiziksel açıdan bağımlılık yapmazken, psikolojik bağımlılığı orta düzeyde, bu açıdan alkol ya da tütünle kıyaslanabilir. ancak burada fiziksel bağımlılığın öneminin genel olarak abartıldığını söylemekte fayda var, zira fiziksel bağımlılık düzeyi çok yüksek olan eroinin bırakılmasının zorluğu dahi, kısa bir yoksunluk sürecinin ardından atlatılan fiziksel bağımlılıktan değil, psikolojik bağımlılıktan kaynaklanıyor. sanırım sigara tiryakisi olup da bırakmayı deneyenleriniz, beden temizlendikten sonra yine de sigaraya geri dönmeleri üstünden psikolojinin bağımlılıkta oynadığı rolü kavrayabilirler.
uyuşturucu yasağını bir kere delmiş olmanın verdiği rahatlama ve diğer uyuşturuculara ulaşılabilecek kaynaklara (torbacı vs.) yakınlık haricinde cannabis tüketiminin eroine başlamayı kolaylaştırdığına dair hiçbir delil yok, ki zaten genel olarak düşünülen bundan da öte "esrarkeş"lerin kaçınılmaz olarak eninde sonunda eroine başlayacakları. bu konuda kullanılan argüman, genel olarak eroin bağımlılarının cannabis kullanmış (ya da kullanıyor) olmaları. bu durumda tabii bütün eroin bağımlıları alkol kullandığından, alkolün eroine başlattığı da iddia edilebilirdi. aynı cümleyi kıyma, armut ya da karabiberle kurmayı da deneyebilirsiniz tabii. söz konusu tezin doğrulanabilmesi için cannabis bağımlılarının hepsinin zamanla eroine başlaması gerekirdi, tersi tek başına fazla bir şey ifade etmiyor.ancak cannabisin yaygın olarak kullanıldığı çevrelerde sıkça anlatılan hikayeler de gerçekten uzak. bir insan pekala cannabis kullanımı dolayısıyla günlük hayatını düzenleyememeye başlayabilir. bunun yanında düzenli kullanımın kronik depresyonların ve şizofreninin ortaya çıkma ihtimalini arttırdığı kanıtlandı ve cannabis'in dumanı tütününkinden daha kanserojen olduğu biliniyor.
sonuçta cannabis kesinlikle alkolden daha kötü bir madde değil, ancak düzenli kullanmanız durumunda başınızın yasalarla derde girme ihtimali daha yüksek tabii. yasadışı-yasal ayrımının bir kenara bırakılarak, ikisinin de uyuşturucu olarak değerlendirilmesi gerekiyor. bu durumda tütün de hesaba katılınca, türkiye'de ya da dünyada uyuşturucu kullanan insanların büyük bir çoğunluk oluşturduğunu söyleyebiliriz, ki bu da yeni bir durum değil, insanlık varolmaya başladığından bu yana şu ya da bu şekilde uyuşturucu kullanıyor. önemli olan kullanılan maddenin kendisinden çok insanların o maddeyle ve bağımlılıkla kurdukları ilişki.
uyuşturucu bağımlılarıyla çalıştığım sürede (torbacılık yapmıyorum, bir danışma-yardım merkezinde çalışıyorum.) yılda bir kere eroin kullananlardan, uyuşturucuyu bıraktıktan sonra kumar bağımlısı olanlara kadar binbir çeşit insan gördüm. hatta "yeni dünya"daki yerli halkların özel günlerde içtiği tütünden geberene kadar içtiğimiz bir bağımlılık maddesi yaratmayı başardık. ne yasal uyuşturucuları kullanıp kendini yasadışı uyuşturucuları kullananlardan daha iyi bir durumda zannetmenin bir anlamı var, ne de her tür uyuşturucuyu lanetlemenin. yılda bir kere alınan eroin her gün devrilene kadar içilen rakıdan daha iyidir, akşam yemeğinden sonra türk kahvesinin (dikkat kahve de bağımlılık yapar!) yanında içilen sigaradan da kimseye bir şeycikler olmaz. mesele bağımlı değil, özgür olmakta!
Etiketler:
alkol,
bağımlılık,
cannabis,
uyuşturucu
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

