7 Eylül 2010 Salı

"ALMANYA KENDİNİ YOK EDİYOR"


almanya merkez bankası yönetim kurulu ve spd üyesi thilo sarrazin'in "almanya kendini yok ediyor" adlı kitabında yaptığı almanya'yı müslüman istilasından kurtarma çağrısı büyük yankı yarattı. günlerdir sarrazin yiyor, sarrazin içiyor, sarrazin soluyoruz.

medyanın, siyasetçilerin afra tafrasına bakacak olursak, gerçek bir "skandal" yaşadığımızı sanacağız. oysa sarrazin'in müslümanlar hakkındaki düşünceleri kitabının ağustos ayında yayınlanmasından önce de zaten biliniyordu. 2009 eylül'ünde lettre international dergisine verdiği ropörtajda almanya'nın kültürünü kaybedecek derecede ciddi bir yabancı istilasıyla karşı karşıya olduğunu belirtirken türk ve arap göçmenlerin ne entegrasyon iradesine ne de becerisine sahip olduklarını iddia etmişti. sarrazin'în 2010'da "skandal" olup, 2009'da "skandal" olmayan sözlerini eski başbakan helmut schmidt'in de aralarında bulunduğu birçok ünlü isim desteklemişti.

ama filmi biraz daha geriye sarmak gerekiyor. çünkü sarrazin'in almanya'da gündeme gelmesi, durup dururken uzun bir koşu olacak gibi duran islamofobik maratonun en hızlı yüz metresini koşmasıyla başlamıyor. 2008 yılında, berlin maliye senatörü sıfatıyla eyalet hükümetinin sosyal yardım ve eğitim politikası alanlarında yapmasını önerdiği "reform"larla "ne kadar paran varsa o kadar insansın" şiarının en ateşli savunucusu olarak göze batmıştı. işsizlere yapılan yardımın büyük oranda azaltılması gerektiğini öne sürerken, günde 4 euro'nun beslenmek, 50 cent'inse kültürel ihtiyaçları karşılamak için ödenmesinin yeterli olduğunu söylemişti. (4 euro'ya iki ekmek, günde 50 cent'e de 4 günde bir gazete alabilirsiniz.) işsizlerin yanında emekliler de sarrazin'in sosyal darwinizm'inden nasiplenen kesimler arasında yerini almıştı. kısacası sarrazin'e göre biraz olsun insanca bir yaşamı haketmenin yolu, her geçen gün zenginlerin daha zengin, yoksullarınsa daha yoksul olduğu bir ekonomiye hizmet etmekten geçiyor. işin ilginç yanı, bu açıklamaları da yine bir çok ünlü isim tarafından açıkça desteklenmişti.

filmi yeniden ileriye sarıyoruz: elimizde kırmızı kaplı bir kitap var, yazarın adı beyaz, kitabınkisiyse siyah yazılmış. nazi almanyası'nın renkleri tesadüfen mi biraraya gelmiş kestirmek zor. kitapçılara ulaştığı 30 aralık günü önce 25 bin, ardından 15 bin olmak üzere iki baskısı da tükeniyor. iki gün sonra piyasaya çıkan 30 bin kitabın da kısa sırada tükenmesini 80 bin kopyalık dördüncü baskı izliyor. bugün 7 eylül ve "almanya kendini yok ediyor" iki baskı daha yaptı. kitapçılara ulaşan 100 bin kitap daha alıcısını bekliyor. dile kolay, 10 günden kısa sürede 250 bin kitap... (hala batılılar'ın çok okumasını kıskanan var mı?)

yazarımız almanya'nın siyasi elitinin önemli bir üyesi: iktisat bölümünden mezun olduktan sonra yine aynı disiplinde doktora yapan sarrazin'in, spd'ye yakınlığıyla tanınan friedrich-ebert-vakfı'ndaki bilimsel çalışmalarından sonra demiryollarında yöneticilikten senatörlüğe, imf'de geçen dört yıldan maliye ve ekonomi bakanlıklarında danışmanlık ve yöneticilik görevlerine, sosyal demokrat parti'de parlak bir kariyerden iki almanya'nın birleşmesinde ve doğu almanya devleti'ne ait işletmelerin özelleştirilmesinde kilit görevlere kadar kariyerinde sayısız başarısı var merkez bankası yönetim kurulu üyeliği öncesinde. ve ait olduğu elitin, zenginlerle yoksulların arasındaki uçurumu kazma kürekle büyütmesine buldozerle dahil olmuş. bild'in türk ve arap göçmenler hakkındaki sözleri hakkında yazdığını, yoksullara dair açıklamalarına uyarlamak da zor değil: "en sonunda birisi herkesin düşündüğünü söylemeye cesaret etti!"

yahudilerden basklar'a birçok halkın kendine özgü bir genetik yapısı olduğunu anlatıyor sarrazin. örneğin yahudiler genetik olarak zeki olmaya eğilimliyken, müslümanlarsa - yine kalıtım yoluyla - aptallar. ve almanya - bugünkü demografik eğilimlerin önüne geçilmezse - 40 yıl içinde tamamen aptallaşacak. "sadece maddi değil, ahlak ve zeka açısından da yoksul olan aşağı tabaka"nın "zeka ve entellektüel birikim açılarından üstün olan elit"ten daha hızlı üremesinin sonucunda. sarrazin yoksulluk konusuyla ilgilenme biçimimizin tersine çevrilmesi gerektiğini savunuyor: "almanya'daki güncel tartışmaların merkezinde yoksulluğun toplumsal sebepleri ve bireye olumsuz etkileri yeralıyor. buna karşın yoksulluğun bireysel, kişinin sorumluluğundaki sebepleri ve kişisel gelire odaklanan yoksullukla mücadelenin toplumsal sonuçları çok daha az tartışma konusu oluyor." işsizlere yapılan para yardımının yoksul ve aptal kalmalarına yolaçtığı tezinden hareketle - nazi egemenliğinin ardından yasaklanan - zorunlu çalışmanın başka - ve tabii kulağı çok daha az tırmalayan - bir isim altında yeniden yürürlüğe konmasını "aptallığa karşı savaş"ta önemli bir hamle olarak ortaya koyuyor.

ayrıca - kalıtım yoluyla aktarılan aptallığa karşı bir çözüm olmayacaksa da - yoksul ailelerin çocuklarının yalnızca akşamları yatmak üzere ve haftasonları ailelerinin yanına gönderilmesini, geri kalan zamanı devlete ait eğitim kurumlarında geçirmelerini öneriyor. böylece çocuklar gereğinden fazla televizyon izlemeyip bilgisayar oynamayacak, "ilgisiz, bilgisiz ve aptal ebeveynleri" tarafından daha da aptallaştırılmayacak.

tabii göçmenler, özellikle de müslüman göçmenler söz konusu olduğunda tüm bu "önlem"ler daha da sertleştirilmeli...

kitabın kaba bir özeti bütün bu yazdıklarım tabii. açıkçası daha ayrıntılı yazmaya da midem el vermiyor.

sarrazin'in kitabı içerik açısından fazla yeni bir şey söylemiyor. ancak ırkçı ve islamofobik tiradın bu sefer toplumun "en tepesi"nden gelmesi ve anaakım basının önemli bir kısmı tarafından bu kadar açıkça pompalanması yeni. "halk tipi" ırkçılık konusunda uzman olan bild'in yanında "ciddi basın" olarak kabul edilen, ırkçılığı ve yoksul düşmanlığını daha iyi ambalajlamasına alışkın olduğumuz spiegel, focus gibi dergilerin de ciddi desteği söz konusu.

bütün bu argümanların desteklenmesi için çok sayıda istatistikten faydalanmış sarrazin. tabii bu arada tezlerini desteklemeyecek istatistikler süzgecine takılmış. istatistiklerin sellektif kullanımının gerçekleri çarpıtmakta ne kadar etkili olabileceğine dair üniversitede ders kitabı olarak okutulabilir "almanya kendini yok ediyor"...

bild gazetesi'nin internet sayfasında yapılan ankete katılanların yüzde 87'si sarrazin'in sözlerine katıldığını ifade ediyor. bild'in düzenlediği anketin ciddiliği - en hafif ifadesiyle - tartışmalı. zira gazetenin okurlarının tek başına nüfusun genel eğilimlerini yansıtmadıkları açık ve bunun yanında nazilerin internette düzenlenen bu tür anketleri maniple etmek gibi bir stratejileri var. ancak şimdiye kadar yapılan - ve ciddiye alınmayı hakeden - kamuoyu araştırmaları sarrazin'in parti kurması durumunda yüzde 18 oy oranıyla üçüncü büyük parti olarak meclise gireceğini gösteriyor.

bugün bilgisayarımın başında oturuyorum, ve 1920'da almanya'da antisemitizmin yükselişi hakkında yazan bir yahudiden farkım var mı, kestirmekte zorlanıyorum...

5 yorum:

koala dedi ki...

Enfes bir yazı olmuş

Adsız dedi ki...

Fikirlerin çarpıcı ve tamamina katılıyorum! Hele ki bu ayrımcı düşünceyi 1920 akımına yapılan zulüm ile bağdaştırman çok açıklıyıcı ve aydınlatıcı; teşekkürler! O SPD' de de ya da başka siyasi kuruluşlarda bir çok akıllı Yurtdaşın olmasına karşın bu fikirleri sindirmeden, düşündürecek, ayıplayacak hatta utandıracak yorumlar yapamamızda büyük bir eksiklik. Bu gün burada ki o Türk müslüman nüfusu Aziz Nesin'nin benzeri bir tespiti yüzünden afaroza teşebbüs etmişken burada, "Gastarbeiter" kimliği ile Türk Misafir perverliğinin ters tepkimesi sonucu ses çıkartmadığı gibi göçmen ezikliğinin getirdiği tutumundan kaynaklanan etki eksikliği de içindedir.

Adsız dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Kerem dedi ki...

"Armländer sind Rausländer"

Haftasonu Viyana'daydim. Bir Chile asilli Avusturyali'nin yaptigi bir postere rastladik. Aldik Almanya'ya getirdik. Bu fakirlik hakkinda söylediklerinle paralel bir tepki koymak isteyen birisi. Iki videosunu koyuyorum buraya. Mutlaka ilgini cekecektir.

http://vimeo.com/13678088
http://vimeo.com/13676524

Bu arada Sarrazin tartismasinin senatörün kendi insiyatifinde olduguna inanmiyorum. Baska hesaplar dönüyor. Westergaard'i bu hafta cagirip onurlandirmak vs. Her sey Attila Ilhan'in yazilarinda isaret ettigi emperyalizmin kendine düsman yaratmasi ekseninde ilerliyor. Hic bu kadar ileriye gidilecegine inanmamistim Almanya'da. Eskiden sosyalizm korkusu nasil salinip akilsiz beyinler avlandiysa bu gün de hem de daha agir bir medya baskisiyla Müslümanlik icin uygulaniyor.

outlaw dedi ki...

@koala ve @adsız,

teşekkür ederim...

@kerem,

islamofobinin gerçekten de kısmen bilinçli olarak pompalandığını düşünüyorum. ama büyük ölçüde de kendi yaşamı var bu tip korkuların, bir kere doğduktan sonra kimsenin kontrolünde kalmıyorlar... dolayısıyla sarrazin'in birilerinin planı olduğunu sanmıyorum...

almanya'da herşey ne kadar ileri gidecek bilmiyorum, ama ben gerçekten korkuyorum. yani evimde oturup titreyerek tırnaklarımı yeriyorum şimdi tabii, ama bir ihtimal bu islamofobi meselesinin şimdiden hiç kestirilemeyecek yerlere varabileceğini düşünüyorum...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...