boş gösteren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
boş gösteren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2010 Cumartesi

"DEMOKRASİ"Yİ SAVUNMAK



yazmak konusunda bir şey öğrendiysem, o da yazıya "bir arkadaşım..." diye girmeyeceksin. ama ben yazmak konusunda bir değil, birkaç şey öğrendim şimdiye değin. ve öğrendiğim kurallardan en önemlisi, "şunu yapacaksın", "bunu yapmayacaksın" tarzı uyarılara öyle fazla kulak asmamak gerektiği! kısacası, kafana öyle esiyorsa, "bir arkadaşım..." diye de girilir yazıya.


neyse, 

bir arkadaşım doktora tezini "ikinci dünya savaşı sonrası almanya'da demokrasi söyleminin gelişimi" hakkında yazıyor. ikinci dünya savaşı'nın kaybedilmesiyle, nasyonal sosyalistken bir anda müttefikler tarafından "demokratik" olmak zorunda bırakılan almanya'da bütün siyasi aktörlerin demokrasi yanlısı bir söylem tutturmasının, "demokrasi" kavramının içini boşalttığını, içeriği almanya bağlamında hiçbir zaman net bir biçimde tanımlanmamış bu kavramın bir "boş gösteren" olduğunu ileri sürüyor. daha tamamlanıp yayınlanmadığından baştan sona okuyamadığım bir çalışma hakkında kesin yargılarla konuşmak istemem, ama sol parti'den hristiyan demokratlar'a, sosyal demokratlardan nazilere kadar siyasi yelpazenin tamamının demokrasi havarisine dönüştüğü düşünülecek olursa, çalışmanın özünde doğru bir yönde ilerlediğini söyleyebilirim.

hristiyan demokratlar'ın savaş sonrası dönemde sol siyasetin mümkün olduğunca yasaklanması üstünden "demokrasiyi savunma" stratejisi, son yıllarda gittikçe artan bir biçimde "entegre olmak istemeyen müslümanlar"ı hedef alarak "demokrasi düşmanları"nın tanımını genişletirken, demokratik hakların kısıtlanmasının "demokrasi"nin savunulmasının en önemli aracı olarak görülmesi başlı başına oldukça manidar zaten. ancak "kendini savunan demokrasi" ("wehrhafte demokratie") düşüncesinin etki alanı, hristiyan demokratlar'la sınırlı kalmıyor. yeşiller ve sosyal demokratlar (spd) da, "aşırı sağ"ı ve "aşırı sol"u "demokrasi karşıtlığı" üstünden eşitleyen totalitarizm teorisi uyarınca, örgütlenme ve düşünce özgürlüğünün radikal sol, naziler ve islamcılar için kısıtlanmasını, hatta ortadan kaldırılmasını savunuyor.


(haklı ya da haksız bir biçimde) demokrasi karşıtı olmakla suçlanan, bu gerekçeyle demokratik hakları kısmen ellerinden alınan kesimlerin de, geçmişte yaptıkları gibi demokrasi karşıtlığının meşruiyetini savunmak yerine, aslında ne kadar da demokrat olduklarını anlatmak yolunu seçmeleri çemberi tamamlıyor. bugün almanya'da nazi partisi npd'nin bile adında "demokrat" kelimesi geçiyor: "nationaldemokratische partei deutschlands" ("almanya nasyonaldemokrat partisi"). "demokrat olmak", daha doğrusu demokrat olduğunu iddia etmek almanya'da siyaset yapabilmenin önkoşulu haline gelmiş durumda.

tabii resmi biraz daha büyütüp, benzer bir - durumun değilse de - eğilimin dünya genelinde varolduğunu söyleyebileceğimizi düşünüyorum. özünde demokrasiyle temelden çelişen savaşın, "demokrasi savaşı" olarak kurgulanmasını, en azından bu yönde söylem geliştirilmesini örnek gösterip, bu konuyu daha fazla uzatmayacağım. çünkü yavaş yavaş türkiye'ye gelmek istiyorum.

kabaca "akp yanlıları" ve "akp karşıtları" şeklinde yaşanan yarılmanın solu da teğet geçmediğini söylemek, artık siyasi gözlem yeteneği gerektirmiyor. bu yarılmada ilginç olan şeylerden biri, her iki tarafın da diğerini "demokrasi karşıtı" olmakla suçlaması. sol içindeki tartışmada "devrime ihanet", "liberallik", akp'ye ya da kemalistlere eklemlenmek gibi daha farklı iddialar dillendirilse de, "demokrasi" meselesi her iki bloğun da söyleminde - solu da kapsayacak biçimde - merkezi bir yer tutuyor. kemalistler, almanya'daki anaakımınkinin benzeri bir "kendini savunan demokrasi" kurgusunca "takkiye yapan", "gizli ajanda" peşindeki "yarının faşizminin kurucusu" akp ve destekçilerine karşı "aydınlık" savunusu iddiasınnda (ki bu kavram demokrasiyi içeriyor). önerilen yöntem "aydınlık" düşmanın önünü kesmenin en etkili yöntemi - almanya örneğinde de olduğu gibi - demokrasinin kendisi budamak. diğer yakada da "faşist demokrasi karşıtları"na karşı mücadele verme iddiası, bloğu birbirine yapıştıran tutkal işlevi görüyor. akp'nin kendisinden dsip'e kadar uzanan bu blok, yine aynı yöntemi benimseyerek, örneğin akp karşıtlarının adresi haline getirilen ergenekon/devrimci karargah davalarını ya da genç bir kadının bebeğini kaybedecek biçimde dövülmesinde sembolik doruk noktasına ulaşan polis şiddetini "demokrasi savunusu" olarak görüp/gösterip meşrulaştırabiliyor, hatta kutsayabiliyor.

dolayısıyla "demokrasi"nin içi boş bir kavram olarak iktidarından bahsedebiliriz. oysa bugün olumlu bir içeriğe sahip bir demokrasi tanımı geliştirmek istiyorsak, her ne kadar uygulamada olmasa da, söylem düzeyinde prensip olarak verili olan örgütlenme ve ifade özgürlüğünün ötesinde bir demokrasi kurgulamak zorundayız. mümkün olduğunca dar tanımlanmış bir "siyasi alan"ın dışında hükmü olmayan bir demokrasi, liberal bir kurgudan ibarettir. bir yandan cem uzan'la, silvio berlusconi'yle benim aynı siyasal haklara sahip olmamız, gerçek yaşamın içinde yalnızca onların bu haklara sahip olması anlamına geliyor. demokratik bir işleyişe sahip olmayan "ekonomik alan"da karar alma süreçlerinin dışında kalan insanların, bu açığı "siyasi alan"da telafi etmeleri olanaksız, zira kapitalist ekonomi sistematik olarak toplumsal yaşamın her alanında eşitsizlikler yaratıyor. diğer yandan iç işleyişi demokratik olmayan kurumların (ki bunlar sendikalardan siyasi partilere, örgütlere, tarikatlara, şirketlere, hatta aile kurumuna kadar uzanıyor), birbirleriyle demokratik bir etkileşim içinde olabilecekleri kurgusu da, hayata geçirilmesi olanaksız ikinci bir ilişki biçimi.

demokrasi, insanlık için (olumlu yönde) bir sıçrayış anlamına gelecekse, herhangi bir araç-amaç ilişkisinin iki ayağından biri olarak düşünülmekten kurtulmak zorunda. ne ileride "bizim istediğimiz" gerçekleşecek diye bir araç olarak savunulması, ne de ileride "demokrasi gelecek" diye bugün zaten oldukça dar olan kapsamının daha da daraltılması demokratik bir toplum yönünde atılmış bir adım olur. toplumsal yaşantıyı ne birbirinden bağımsız "alan"lara bölebilirsiniz, ne de (gerçekten) demokratik bir toplumu zorla hayata geçirebilirsiniz.

her toplum, her toplum biçimi bir totalite oluşturur. "altı kaval, üstü şişhane" modeli demokrasi olanaksızdır. ya demokrasi toplumsal yaşamın her alanına işler ve içselleştirilir, ya da söylem düzleminde bir kurgu olarak varlığını sürdürür. ikinci ihtimal içinde yaşadığımız gerçeklik olmayı sürdürdüğü sürece "demokrasi" ancak karşıtının meşrulaştırılması için silah olarak varolmaya, yani varolmamaya devam edecektir.

31 Mayıs 2010 Pazartesi

KİM TERÖRİST?


(materyel) gerçeklikte bir karşılığı, daha doğrusu belirli ve tek bir karşılığı olmayan kavramları (almanca'da "signifikant", türkçe'de foucault çevirilerinden bildiğim kadarıyla "gösteren") "boş gösteren" (alm.: "leerer signifikant") olarak adlandırır. (yapılsalcılıktan etkilenmiş olan psikoanalist jacques lacan "saf gösteren" kavramını tercih ediyor.)

bir arkadaşım doktora tezini ikinci dünya savaşı sonrası almanyası'nda demokrasi kavramının bir boş gösteren olduğu üzerine yazıyor mesela. anaaakım siyasetten nazilerin önemli bir bölümüne, yeşillerden sol sosyal demokrat linkspartei'a (sol parti) kadar binbir türlü kesimin - ne anlam atfettiklerinden bağımsız olarak - olumladıkları ya da en azından olumlar gibi yapmak zorunda kaldıkları bir kavram içeriksizleşmeye uğruyor bunun sonucunda.

aynen demokrasinin herkes tarafından olumlanmasında olduğu gibi, "terör" kavramı da, sonuçta herkesin "karşı olması" nedeniyle belirli bir siyaset tarzının, eylemin vs. karşılığı olmaktan çıkıyor. (örneğin resmi söyleme göre pkk ya da dhkp-c "terör örgütü", ancak her iki örgüt de bu tanımlamayı sahiplenmemekle kalmıyor, "devlet terörü"nden bahsederek topu yine karşı tarafa atıyor.) sonuçta, terör şiddet içeren bir mücadelede her zaman "karşı tarafın yaptığı"dır dersek uygun düşer sanırım.

böylece siyaset arenasında kimin "terörist" olduğunu, kimin güçlü olduğu belirliyor. yoksa halepçe katliamı'nın ancak abd ırak'a saldırmaya karar verdikten sonra "terör" ilan edilmesinin; hamas'ın, fhkc'nin otobüslerde, cafélerde canlı bombalar aracılığıyla sivilleri öldürdüğünde "terörist", israil bir yardım gemisine helikopterlerle komandolarını indirip 9 kişiyi öldürdüğünde yalnızca "devlet" olmasının başka bir açıklaması yok.

ev yapımı, ilkel roketlerle savaşanların, gelişmiş roketlerle, tanklar, uçaklar ve helikopterlerle savaşanlar karşısında yalnızca askeri olarak değil, kimin söylemi belirlediği açısından da dezavantajlı olduğunu ortada. üreten, tüketen, tank-top-tüfek alan ve satan israil, aç-sefil filistinliler'den daha önemli dünya için...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...