22 Aralık 2010 Çarşamba

BEHZAT Ç HAKKINDA LAF EBELİĞİ

behzat ç... asırlar olmuştu türk yapımı bir dizi izlemeyeli, en sonunda eşin dostun yaptığı yoğun "reklam"a dayanamayıp behzat ç izlemeye başladım. en son söyleyeceğimizi baştan söyleyelim: gerçekten - türkiye standartlarında - kaliteli bir dizi çekmişler, izletiyor kendini. (daha önce gand da behzat ç hakkında yazmıştı, o yazıya buradan ulaşabilirsiniz.) dizi izlemeyi severim, ama sinemayı sevdiğim gibi değil. iyi bir sinema filmi gurme işiyse, dizi olsa olsa fast food olur. ama işte insanın canı ikisini de çekiyor.

behzat ç, kaliteli polisiye izleme hakkı elinden alınmış türkiye televizyon izleyicisine, daha doğrusu kaliteyi kalitesizlikten ayırabilen kısmına ilaç gibi geldi. daha on iki bölümde "fenomen" olma yolunda ilerliyor dizi. hoş, kaliteli polisiye dizi izlemek isteyen kesimin oranı, belki de behzat ç'nin yayından kalkma ihtimalinin düzenli olarak gündemde kalmasıyla ortaya çıkıyor.

bir araba dolusu övgünün yanında yavaştan eleştiriler de duyulur olmaya başlamadı değil. örneğin deniz gedizlioğlu radikal'de behzat ç'yi bir yandan emniyeti "eğlenceli bir yer" olarak göstermekle, diğer yandan homofobik olmakla suçladı. ekşisözlüklerde oralarda buralarda da küfür yoğunluğundan rahatsız olanlar ve ne zaman bir kitap filme ya da diziye dönüşse eksik kalmayan okuduğunu izleyememekten şikayet edenler...

dizi güzel dedim diye eleştirilmeyecek kadar güzel demedim. ama türk polisine küfür ettirdi diye rahatsız olacaksan "walt disney'den şaşma" derim. polis bu! (bakın benim bile cümlenin sonunu "amına koyarak" bitirmek geldi içimden...) konuştuğu vatandaş karşısında dokunulmazlığının, otoritesinin verdiği özgüvenle karşısındakini aşağılamayacaksa, gevrek gevrek gülerek pis espiriler yapmayacaksa polis, gerçekçilikten bir kalemde vazgeçelim. anaokulu öğretmeni gibi davransın polisler, sorguya aldıkları adama "siz" diye hitap etsin, saygıda kusur etmesin. polis "siker", polis "amına koyar", polis "ibne" der. yok, "ben öyle polis istemem dizimde" dersen, dizinin en güzel sahnelerinden biri olan savcının behzat ç'ye "terbiyeni takın, karşında vatandaş yok" dediği sahneyi "polisin vatandaşa hakaret etmesini mi savunuyor bunlar" diye eleştirirsin. tek cevabım: "otur, anlamamışsın, sıfır!"

diziden tatmin ol(a)mayan emrah serbes okurlarına diyecek bir şeyim yok. hem serbes'in daha hiçbir kitabını okumuşluğum yok, hem de daha önceden okuduğum bir romanın filminden, dizisinden tatmin olduğumu hatırlamıyorum. muhtemelen tatminsizliklerinde haklıdırlar.

gelelim homofobi konusuna: nasıl olmalı sizce ekrandaki polis? cinsiyetçilik karşıtı? gay pride yürüyüşüne de katılsın mı? siz gerçek hayatta hiç cinsiyetçi olmayan polis gördünüz mü? polis televizyonda en sevebileceğimiz, en "politically correct", en polis olmayan haliyle mi karşımıza çıkmalı? ben polisten nefret ediyorum, ekranda da karşıma gerçek haliyle, o nefret ettiğim haliyle çıksın istiyorum.

sorun da burada başlıyor zaten. behzat ç, polisin gerçek yüzünü, hani o nefret ettiğim yüzünü daha önce yapılmadığı kadar ekrana yansıtıyor yansıtmasına da, "insani" özelliklerle öyle bir harmanlıyor ki, "polislerimiz"in hal ve tavrını "anlar" buluyor insan kendini. behzat ç'nin yargısız infaz soruşturmasından yırtmasını bana istetmiş bir dizi gerçekten tehlikelidir arkadaş...

"solcu dizi" öyle bir gecekondu yıkımı, bir memur eylemi, birkaç tane de karikatürize edilmiş solcu göstererek çekilmiyor. ben sonunda bütün o iğrenç özellikleriyle polisin yanında bulacaksam kendimi, olmuyor...

9 yorum:

palinkk dedi ki...

Ellerine sağlık. Ben de dayanamayıp izlemeye başladım diziyi birkaç gün önce. Ve evet, ilk başta ben de ne biçim bir adam bu, çok erkek diye düşünmüştüm ama zaten polis de çok erkek, çok heteroseksist, çok homofobik değil mi?

Bu açıdan diziyi başarılı buldum. Gayet gerçekçi yaratmışlar karakterleri.

Ben senaryosunu da bir çok "devrimci" geçinen dizi müsvettesinden daha cesur buldum açıkçası.

omk dedi ki...

ben de biraz emrah serbes severliğimden (ne de olsa yazdıklarının içinde ankara geçiyor) başladım diziye ve sevdim. roman-dizi karşılaştırması yapmayacağım elbette dediğin gibi bunun bir anlamı yok. reyting dünyası farklı, kamera başka vs...

polisin insani özelliklerini görme noktasında aklıma bir şeyler geldi. işkence ile ilgili kitaplarda çok işlenir ve sorulur "bu polis bize bunları yaptıktan sonra çocuklarının başını nasıl okşuyor?" diye. iyi de bir sorudur bu, yanıtı biraz bu dizide bulunuyor sanki. polise hayran olmak bağlamında falan demiyorum, ama bu küçük hayatlar böyle böyle örülüyor. bahar'ın behzat'ın evlenme teklifini kabul etmediği yerde behzat "ben kötü birisi miyim?" diye soruyordu hatırlarsın. bahar "sen kötü adamların yanında dura dura kötü adam olmuşsun" diyordu. aslında olay da bu değil mi? polislik dediğimiz şey böyle işte.

beraber top oynadığım arkadaşlarımdan birisi şimdi polis. kötü bir çocuk değildi mesela, ama şimdi kötü olduğunu biliyorum. behzat'ın kötü olmasına sebep olan noktaları görmek de iyi.

tabi ki bu ideal bir dizi değil. ama iyi dizi işte ve tıpkı ses filmi gibi, o işkenceci (polis) ailesiyle dostlarıyla rakı içerken gülebiliyor, komik şeyler anlatabiliyor. onu biz de komik bulabiliriz, behzat'a da üzülebiliriz. üniformalı yoksullar da var ve bence biz daha çok üniformalarından nefret ediyoruz, yoksulluklarıyla karılan hayatlarından değil.

unutmadan, dikmen vadisindeki direnişi bir televizyonda görmeyeli sanki asır olmuştu. pek doyurucu değildi belki ancak ankaralıların bile bilmediği, derebey gökçek'in sırtını yere getirmiş ahaliye güzel bir selamdı. oynayanlar da oradaki arkadaşlardı. belki biraz daha başka şeyler eklenir ileride, bakalım derim ben.

outlaw dedi ki...

@palinkk,

devrimci geçinen diziler de mi var?

@omk,

polisten nefret etmekten bahsederken kastettiğim tabii ki her polis memurunun doğduğu günden gözlerini son kez yumduğu ana değin pisliğin teki olmak zorunda olduğu değil. hedefimde daha çok kurum olarak polis var, ama kişilerin de o kurumun bir parçası olmaktan etkilendikleri ortada.

Adsız dedi ki...

bahsettiğiniz yazarın adı gediklioğlu değil gedizlioğlu'ymuş :)

fakat karşı çıktığınız herkes zaten dizinin yarattığı algıya karşı çıkıyor, koparılan tüm yaygara polisin tavrının haklı çıkarılmasıyla ilgili. laf ebeliği deseniz de bence aynı taraftasınız.

outlaw dedi ki...

@adsız,

"laf ebeliği" başlığını kendi kendimle dalga geçmek için atmıştım, başkalarının eleştirilerini bel altı darbelerle harcamak için değil.

ben şimdiye değin basında, internet sitelerinde farklı tarzlarda eleştirilere denk geldim. tabii benimkiyle benzer olanlar da vardı aralarında, ama bir dolu da "politically correct" polis görmek isteyen vardı...

outlaw dedi ki...

@adsız,

ayrıca uyarın için sağol, hatayı düzelttim...

Gand dedi ki...

@outlaw

hahahaha, behzat ç.ci misin sen de :)))

kitaplar kesinlikle daha güzel. aslına bakarsan bence türkiye standartları için iyi bir dizi demek bile biraz hedef şaşmak olur.

türkiye standartları için iyi oyunculuk, evet ama sadece başroldekiler... dublörler, konuk oyuncular (nejat i. hariç) rezalet...

hikaye, on numara... en nihayetinde Emrah Serbes yazıyor, iyi olacak tabi...

ama yeryüzünde yapılmış hemen her kitap uyarlamasında olduğu gibi bu dizi de malesef kitabın kötü bir siluetinden öteye gidememiş. acımasızım zira az para ile çok iş yapmaya çalıştıkları o kadar açık ki... dizi değil de keşke şöyle hakkını verecek bir film çekselermiş...

neyse, erdal beşikçioğlu ve diğer başroldekileri izlemek de eşsiz bir keyif... hem de sürekli :) bununla avunuyorum...

Porco Rosso dedi ki...

sevgili outlaw bu yazını kaçıışım. linkinle geldim. benzer şeylere değinmişiz. diziyi hala takip ediyor musun bilmioyorum. ama ben de dizinin ilk 10 bölümünde bu kaygıları hissdiyor ve polisin sempatikleştirilmesi ihtimalini algılamaya çalışıyordum.ama 11. bölümün girşindeki konuşma olsun sonra terörcülere giydirişi. ardından ahmet kaya ve en son hrant dink meselesine sert giydirişiyle tavrnı belli ediyor. solcu diyemiyorum. zira onlar bile korkarlar diyemezler böyle birşey. ama tol'u kullanıp "devrim bir zamanlar ihtimaldi ve çok güzeldi" derse en azından bir zamanlar ihtimal olan bu düşünceye olan sempatisini anlatmı olur.

polis sempatikleşiyor belki ama acı yönünü kötü yönünü çok sert görüyoruz diye düşünüyorum. 16.böümle buna inanıyorum.

outlaw dedi ki...

@porco rosso,

son bölüm hariç hepsini izledim, tabii yazı yazıldığında daha az izlemiştim. ama fikrimde genel olarak bir değişiklik olmadı. ama polisiye bir diziyle hem polisi sempatikleştirmeden "kahraman" ve hatta anti-kahraman yaratmak ve yaratılan karakter üstünden aynı zamanda eleştirel olmak becerilmesi çok zor bir iş.

aynı ikilem şiddeti göstermek konusunda da var: bir fetiş, bir "gösteri nesnesi" olmasının önüne geçerek şiddet tüm çıplaklığıyla sinemada nasıl gösterilir? bu soruya haneke ve pasolini üstünden cevap vermeye çalışmıştım daha önce. (bunu, iki sorun arasında yapısal bir benzerlik gördüğüm için yazdım.) yorum bölümünde de - ne yazık ki nadir gerçekleşen - güzel bir tartışma yaşamıştım burak kara'yla.

http://gueneslipazartesiler.blogspot.com/2010/10/funny-games-in-salo.html

önümüzdeki günlerde fırsat bulabilirsem, pasolini'nin bu işi neden haneke'den daha iyi başarmış olduğuna dair bir yazı yazmak istiyorum...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...