17 Aralık 2010 Cuma

DİL OYUNU


toplamda dört dil biliyorum: almanca, türkçe, ingilizce ve çok iyi olmasa da fransızca. farklı dillerle haşır neşir oldukça, dilin düşünce üstündeki etkisini daha iyi gözlemleme şansım oldu. yalnızca kullanılan sözcüklerin değil, dilbilgisinin de insanların düşünme biçimlerine azımsanmayacak bir etkisi olduğunu düşünüyorum. örneğin almanca'daki normal cümle kurgusu "özne-yüklem-xxx"ken, türkçe'de "(özne)-xxx-yüklem" şeklinde olması; almanca düşünen bir insanın eylemi, türkçe düşünen bir insanınsa detayları, çevre koşulları vs. önplana almasına yol açıyor.

belki alman öğretmenlerin, psikologların vs. gözlemlediği türkiye kökenli gençlerin eylemlerinin sorumluluğunu üstlenme konusunda daha çekingen davranmaları fenomeninin de - başka faktörlerin yanında - bu konuyla da bağlantısı olabilir. örneğin ödevini yapmayan alman bir öğrenci, açıklama talep edildiğinde daha çok "canım istemiyordu" ya da "okul umrumda değil" deme eğilimindeyken, türkiye kökenli bir öğrenci daha çok "elektrikler kesildi öğretmenim" yöntemine başvuruyor.

ne yazık ki türkçe hariç bildiğim bütün diller birbirine oldukça yakın. arapça ya da uzakdoğu asya dillerinden birini konuşabiliyor olmayı isterdim. eminim düşünme yeteneğime olumlu etkisi olurdu. öte yandan dört dil biliyor olmak da büyük bir şans tabii. (böyle giderse fransızca'yı tamamen unutacağım, oraya da bir el atmak gerekiyor. ama ne zaman ve en önemlisi nasıl?)

neyse çok kafa ütülemeden işin geyik kısmına geçeceğim. türkçe'deki kimi sözcükler başka dillerde çok alakasız anlamlara geliyor:

kaplan: kaplan, hem almanca'da, hem de isveç ve çek dillerinde roma-katolik kilisesi'nin rahiplik hakkını yeni kazanmış mensuplarına, başka bir rahibin yanında çalıştıkları ilk yıllarında verilen isim. aynı zamanda kaplan adını taşıyan israil'den abd'ye, polonya'dan antarktika'ya dünyaya yayılmış birçok yer var.

armut: armut almanca'da yoksulluk demek ve hem yazılışı, hem de okunuşu türkçe'dekiyle aynı.

ayva: "armut"un almancası var da, "ayva"nın arapçası yok mu? evet, var.

göt: göt kelimesinin almanca'da - benim bildiğim kadarıyla - belirli bir anlamı olmasa da, örneğin göttingen adında bir şehir var. ayrıca emil gött adında bir yazar var.

badem: almanya'nın rheinland-pfalz eyaletinde badem adında bir köy varmış.

berk: tam aynı olmasa da "berg" almanca'da dağ demek.

bok: okunuşu aynı olan bock, hem arzu, istek demek ("hast du bock?" - "bokun var mı?"), hem de çeşitli memeli hayvanların erkeğine verilen bir isim. örneğin: "ziegenbock" - erkek keçi... bock aynı zamanda bir soyad. ve birdirbirin almanca adı "bockspringen" ("springen" atlamak anlamına geliyor.) ayrıca "bockbier" ya da "bock" adında bir bira var ki, rengi de kahverengi olduğundan insanın "bok birası" diye türkçe'ye çeviresi geliyor.

aymer: türkçe'de bir erkek ismi olan aymer, almanca'da "eimer" diye yazıldığında türkçe'dekiyle aynı okunuyor ve kova anlamına geliyor. onyıllarca almanya'da yaşayan dayımın acı kaderidir.

sik: türkçe'de ne anlama geldiğini söylememe gerek yok herhalde, ama okunuşu aynı olan "sick" ingilizce'de hasta anlamına geliyor.

var: "war" almanca'da olmak fiilinin birinci ve üçüncü şahışlar için geçmiş zamanda çekimi.

dil: "dill" almanca'da dereotunun adı.

5 yorum:

palinkk dedi ki...

bakar da arapça'da öküz demekmiş, biz bunu öğrendiğimizde din öğretmenimizle baya dalga geçmiştik "bakar mısınız" diye. adam da boş durmayıp her seferinde "bakar değilim ama bakayım" derdi. arapça biliyormuş maalesef.

bir de bu ödevlerle ilgili hadiseyi bence dil farkından çok eğitimdeki baskı farkıyla açıklamak daha yerinde.

saygılar.

Chao Grey dedi ki...

Hititçedeki "işitmek" fiili şu an konuştuğumuz Türkçeyle ortaktır. MÖ 18 yüzyıldan beri Anadolu'da o kelime yaşıyor, inanılmaz bir olay bence bu.

Ayrıca Hititçede "su", "vatar", "yeni" ise "newa" idi.

Güzel örnekler var burada:

http://www.eksisozluk.com/show.asp?dbbk=1&t=hitit%C3%A7e

Bir de Arapça çok zevkli dildir, öğrenmeye çalış bence. İngilizcedeki "ill", Arapça'da da aynı mesela. "İllet" hastalık demek ki o sondaki "te" zaten fazlalık, kelimenin aslı "ill" oluyor. Malül falan da oradan geliyor hatta, "hastalanmış" demek. Birader-brother'ı falan belirtmeye gerek duymuyorum zaten.

Yazıya ve yazdıklarıma yeniden bir baktım da, ben konuyu götümden anladım sanırım biraz. Neyse olsun, güzeldir dil muhabbeti, gördüğün yerde dalmak lazım. Konuyu dağıtsak da... Eheh.

outlaw dedi ki...

@chao grey,

aslında daha kapsamlı bir dil muhabbeti yapmak lazım. ben işin eğlencesindeydim daha çok. sözcüklerle düşündüğümüz için birinci dilimizin düşüncelerimize ve düşünüş biçimimize büyük etkisi olduğunu düşünüyorum.

palinkk dedi ki...

bir de mesela çevirmenler felsefe metinlerini çevirirken kelimelerin tam karşılıkları olmadığı veya tek kelimeyle birçok tanım yapıldığı için zorlanıyor ya. yani sadece dil düşünüş biçimini etkilemiyor, düşünce üreten bir toplumun da dili daha gelişkin oluyor sanırım. bu süreç ikili gibi geliyor bana..

haklısın daha kapsamlı bir tartışmanın konusu sanırım bunlar. beni aşar :D

outlaw dedi ki...

@palinkk

bir yandan hayat dili belirliyor, diğer yandan dil hayatı. dilin rolünü küçümsememekte fayda var, hayatı yeniden üretmekle yetinmiyot, yalnızca toplumun yansıdığı bir ayna değil, aynı zamanda - ürettiği "hakikat"ler üstünden - "gerçekliği" dönüştürücü güce de sahip.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...